Our social:

15 Aralık 2016 Perşembe

Türkiye’de Ulaşım Sistemlerinin Gelişimi

Ulaşım; İnsanın, eşyanın, bilginin vb. bir yerden başka bir yere gitmesi, taşınması ve iletilmesi olarak tanımlanabilir. Ulaşım sistemleri kara yolu, deniz yolu, hava yolu ve demir yolu ulaşımı olmak üzere ulaşım dört ana bölüme ayrılır. Ayrıca boru hattı ulaşımı ve İnternet diğer ulaşım sistemleridir. Bir ülkenin hem kendi sınırları içinde hem de dünya ülkeleri ile bağlantısını sağlayan en önemli hizmet sektörü ulaşımdır.
Ulaşım sektörü, ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeylerinin belirlenmesinde önemli göstergelerden birisidir. Ulaşım, üretim merkezleri ile tüketim merkezleri arasında ticaretin gelişmesini sağlar. Eski dünya karalan arasında doğal köprü niteliğinde önemli bir geçit konumuna sahip Anadolu topraklarından tarih boyunca önemli yollar geçmiştir. Eski ticaret yolları, ülkemizin yeryüzü şekillerine bağlı olarak uzanmıştır.
Ancak Anadolu’daki bu yolların uzanışında her çağın kültürünün, teknik imkânlarının, o zamanki bitki örtüsü ve doğal kaynaklarının da etkisi olmuştur. Örneğin, Anadolu’da Hititler döneminde yollar, şimdiki Boğazköy (Hattuşaş), Alişar ve Alacahöyük gibi kavşak noktalarından geçiyordu.
Kayseri yakınındaki Kültepe üzerinden Diyarbakır’a ve Mezopotamya’ya, Suriye ve Mısır taraflarına yollar uzanıyordu. En iyi bilinen örneklerden biri de tarihî İpek Yolu’dur.Bu yolları kontrollerinde tutan devletler daima sosyal ve ekonomik bakımdan güçlü devletler olmuşlardır.Anadolu’da Selçuklular ve Osmanlılar devrinde birçok yollar, köprüler, yol boylarında kervansaraylar ve hanlar yapılmıştır.
Anadolu tarihine baktığımızda, kıyılarımızda kurulan güçlü devletlerin ortak özellikleri denizcilikte çok gelişmiş olmalarıdır.
Ulaşım Üzerinde Etkili Olan Faktörler
Doğal Faktörler
Coğrafi Konum
Ulaşım Üzerinde Etkili Olan Faktörler
Coğrafi konumu nedeniyle ülkemiz toprakları, üç kıtanın (Avrupa, Asya ve Afrika) birleştiği noktada yer alır ve bu kıtalar arasında doğal köprü görevi üstlenir.
Bu konumundan dolayı Türkiye, geçmişten günümüze kadar önemli yolların kesiştiği yer olma özelliği kazanmıştır. Bu Özelliği nedeniyle Avrupa, Kafkasya, Orta Asya, Kuzey Afrika ve Orta Doğu’yu birleştiren kara yolu, demir yolu, deniz yolu ve hava yolu ile enerji taşımacılığında Türkiye merkez konumundadır.
Yeryüzü Şekilleri
Ülkemizin yüksek ve engebeli bir topografyaya sahip olması, kara yolu ve demir yolu yapım maliyetlerinin yüksek olmasına; yolların akarsu vadileri, çöküntü alanları, plato yüzeyleri veya su bölümü hatlarını takip etmesine neden olmuştur. Yurdumuzda yükseltinin az olduğu ovalar ve alçak platolar ulaşımın geliştiği alanlar olarak dikkati çekerler.Kuzey Anadolu Dağları, Toroslar ve Doğu Anadolu’nun yüksek, engebeli, dağlık morfolojisi kara yolu ve demir yolu ulaşımını zorlaştıran doğal coğrafi faktörlerdendir.
Kara ve demir yollarımız genel olarak dağ sıralarının uzanışına uygun bir coğrafi dağılış gösterir.

İklim
Yurdumuzun iç kesimlerindeki karasal iklim koşulları, sadece kara yolu ulaşımında değil aynı zamanda hava yolu ve demir yolu ulaşımında da etkili olan doğal coğrafi faktörlerden biridir.
İnşaat ve işletme maliyetlerinin artması, ulaşım hizmetlerinin kesintiye uğraması ile ortaya çıkan ekonomik kayıplar bu coğrafi faktörlerin sonuçlarından bazılarıdır.
İklim faktörü kıyılarımızdaki deniz ulaşımı üzerinde de önemli rol oynamaktadır.
Rüzgâr, yağış, sis ve sıcaklık gibi iklim elemanlarının ulaşım üzerindeki etkileri yılın her mevsiminde görülmektedir.
Beşerî ve Ekonomik Faktörler
Sanayileşme, teknoloji düzeyi, sermaye ve insan gibi beşerî ve ekonomik faktörler, ulaşım sistemlerinin gelişimi üzerinde doğrudan etkin rol oynamaktadır.
Ülkelerin farklı beşerî ve ekonomik faktörlere sahip olmaları, ulaşım türleri ve hizmetlerinin de farklılık göstermesine neden olmaktadır.
Ulaşım Sistemlerimizin Gelişimi
Ulaşım sistemleri, bir ülkede başta ekonomi olmak üzere sosyal ve kültürel faaliyetlerin canlanmasında önemli rol oynar, ulaşımın Türkiye Cumhuriyeti’ndeki tarihî gelişimi iki döneme ayrılır.
Cumhuriyet Öncesi Dönemde Demiryolları
Ülkemizde ilk demir yolu yapımına 19.yy’ın son dönemlerinde başlanmıştır.
Ülkemize demir yolunun ilk girişi 19. yüzyılın son dönemlerinde olmuştur.
Başta Almanya, İngiltere olmak üzere Fransa, İtalya, Rusya gibi devletler farklı nedenlerle ülkemizde demir yollarının gelişimine öncülük etmişlerdir.
Bu dönemde demir yollarının uzunluğu 4000 km’yi aşmıştır.
Bu uzunluk günümüzde ülkemizde bulunan demir yollarımızın yaklaşık yarısına eşittir.
1923 ile 1950 Yılları Arasında Demiryollarının Ağırlıklı Olduğu Dönem
Cumhuriyet öncesinde demir yollarının büyük bir kısmı Konya-Ankara hattının batısında iken Cumhuriyet Döneminde yapılan yatırımların büyük bölümü doğuya kaydırılmıştır.
1925 yılında yapılan ilk Demir Yolu Kongresinde alınan kararlar gereği demir yolu yapımında; doğal kaynaklar, üretim merkez­leri ve pazar alanlarının bulunduğu yerlere öncelik verilmiş böylece ekonomiyi canlandıran bir ulaşım sis­temine geçilmiştir.Demir yolu ulaşımında bu ilerlemeler yaşanırken kara yolu yapımında büyük bir gelişme kaydedilememiştir.
Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı Devleti’nden bugünkü ulusal sınırlarımız içinde kalan 18.350 km’lik bir kara yolu ağı devralmıştır.1923-1929 yılları arasında da 1.500 km civarında yol yapımı gerçekleştirilmiştir.
Demir yollarındaki hızlı ilerleme 1940 yılına kadar sürmüş ve 1940-1950 yılları arasında ise tam bir durgunluk dönemine girilmiştir.Bu durgunlukta II. Dünya Savaşı’nın ve dünya oto­motiv sanayisinde pazar payının % 80’ini elinde bulunduran ABD’nin etkisi büyüktür.
1950’den günümüze kadar olan dönem
1950’den sonraki yıllar kara yolunun demir yoluna karşı üstünlüğünü kabul ettirdiği yıllar olmuştur.
Başta ülke içerisinde otomotiv sanayisinin montaj yoluyla da olsa kurulması gibi faktörler kara yolu taşı­macılığının beklenenin çok üstünde gelişmesine neden olmuştur.
Ayrıca bugün ulaştırma sistemleri arasında kara yolu ile yapılan yük taşımacılığında 90, yolcu taşımacılığında da 95 gibi dengesiz bir dağılımın oluşmasına zemin hazırlamıştır.
Sonuç olarak cumhuriyetin ilk yıllarında demir yollan yapımına verilen öncelik 1950 yılından itibaren yerini kara yolları yapımına bırakmış, bu durum planlı dönemde de devam etmiştir. 1980 sonrası dönemde ise otoyol yapımına hız verilmiş, kara yoluna yapılan yatırımlar öncelik kazanmıştır.
1950Tli yılarda demir yolu ve kara yolunun yolcu taşımacılığındaki payı birbirlerine yakın iken (Kara yolu 49,9 ve demir yolu % 42,0) 2000 yılında kara yolunun payı % 95’e çıkmış, demir yolunun payı ise % 3’e kadar düşmüştür.Bu gelişmelerden olumsuz olarak en çok etkilenen ulaşım sistemi deniz yolu taşı­macılığı olmuştur.1950 yılında deniz yolunun yolcu taşımacılığındaki payı 7,5 iken, bugün bu pay giderek azalmaktadır.


Kara Yolu
Kara yolu ulaşımı, gerek yolcu gerekse yük taşımacılığı açısından Türkiye’de ilk sıradadır. Osmanlı Devleti döneminden kalan kara yolu uzunluğunun yaklaşık 18.300 km olduğu bilin­mektedir.Cumhuriyetin ilk yıllarında kara yolu yapımına önem verilmiştir.
Bunun sonucunda 1938 yılın­da kara yolu uzunluğu 38.800 km’ ye ulaşmıştır. 1950 yılında Kara Yolları Genel Müdürlüğü kurulmuş ve bu tarihten itibaren kara yolu yapımına daha fazla önem verilmeye başlanmıştır. Kara yolu uzunluğu 1955 yılında 55.000 km, 2006 yılında ise yaklaşık 62.000 km’ ye ulaşmıştır Türkiye’nin bulunduğu bölgede uluslararası taşımacılıkla ilgili projeler planlanmıştır, ülkemiz ile bağlantılı uluslararası kara yolu projelerinin başında Uluslararası E-yolları ağı, TEM (Trans European Motorway), Karadeniz Ring Koridoru ve İpek Yolu gelmektedir.
Deniz Yolları
Ulaşım sistemlerinin birleşme noktası olan limanlar, ülkelerin dünyaya açılan kapısıdır. Gemilerle gelen yüklerin kara yoluna, demir yoluna veya daha küçük deniz taşıtlarına boşaltıldığı, kara yoluyla gelen yükün başka yerlere gönderilmek üzere yüklendiği, yolcunun inip bindiği yerlerdir.
Üç tarafı denizlerle çevrili olan ve İstanbul ve Çanakkale Boğazı gibi önemli su yolu geçişlerine sahip ülkemizde deniz yolu ile yük ve yolcu taşımacılığı Kabotaj Kanunu’nun (1 Temmuz 1926) kabul edilme­siyle gelişmeye başlamıştır. Ülkemizde 1933-1939 yılları arasında deniz yolu işletmeciliğinde devlet sek­törü hâkim durumda iken 1950’li yıllara doğru özel sektör etkin olmaya başlamış hatta şilepçilik alanın­da devlet sektörünü geçmiştir. 1950’den sonra deniz taşımacılığında dikkat çekici gelişmeler olmuştur. 1954 yılında Denizcilik Bankası, Türk denizciliğinin planlı ve devlet eliyle geliştirilmesi amacıyla kurul­muştur.
Türkiye kıyılarındaki İstanbul, İzmit, İzmir, Bandırma, Mersin, İskenderun, Samsun gibi limanlar kara ve demir yolu ağlarının etkisi ile ulaşım fonksiyonları üst düzeyde etkin olan limanlarımızdır.
MARMARAY PROJESİ
Dünyadaki en önemli projelerden biri olan Marmaray Projesi (Harita 3), İstanbul’un kentsel yaşantısını sağlıklı sürdürebilmesi, kentlilere çağdaş bir kent yaşamı ve kentsel ulaşım imkânları sunabilmesi, kentin doğal tarihî özelliklerinin korunabilmesi için elektrik enerjisi kullanarak çevreyi kirletmeyen bir projedir.
Marmaray Projesi, 1985 yılında İstanbul’un genel trafik sisteminin bir parçası olarak planlanmıştır. Hâlen yapım aşamasında olan Metro Projesi, bu sistemin çok önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu iki proje tamamlandıktan sonra Yenikapı İstasyonu, İstanbul’un Avrupa yakasındaki en önemli aktarma istasyonlarından biri hâline gelecektir; Asya yakasında ise Üsküdar İstasyonu aynı öneme sahip olacak ve aynı işlevi görecektir. Her iki istasyonda, otobüs yolcuları, feribot yolcuları, hafif raylı sistem trenlerini (HRS) ve tramvay hatlarını kullanan yolcular ve yayalar için gerekli aktarma tesisleri bulunacaktır.
İstanbul’un kent içi ulaşım sorununa toplu taşımacılıkla köklü bir çözüm getirmeyi amaçlayan bu proje kapsamında, Avrupa yakasındaki Halkalı’dan Anadolu Yakası’ndaki Gebze’ye kesintisiz, çağdaş, yüksek kapasiteli, hızlı, çevre ve tarihî dokuyu tahrip etmeyen, diğer ulaşım sistemleriyle entegrasyonlu 76,3 km uzunluğunda bir metro inşa edilecektir.
Marmaray, bir dünya kenti olan İstanbul’un sadece kent içi ulaşım sorununa köklü çözüm getirmesi açısından değil, İstanbul’un tarihî ve doğal güzelliklerinin korunması, demir yolu ulaşım sisteminin gelişmesi, ülkemizin stratejik konumu açısından da önem taşımaktadır. Avrupa Birliği’nin hızlı tren ağlarıyla uyumu yönünde önemli bir adım olan Marmaray, Ankara-İstanbul Hızlı Tren, Kars-Tiflis Projeleri gibi projelerin gerçekleştirilmesiyle birlikte, Avrupa’dan Asya’ya, batıdan doğuya kesintisiz, hızlı, ekonomik bir demir yolu bağlantısı sağlayacaktır.
Hava Yolları
Türkiye; kara, demir ve deniz yolu ulaşımlarında olduğu gibi, hava yolu taşımacılığında da önemli potansiyele sahiptir. Asya-Avrupa arasındaki taşımacılıkta Türkiye’nin hava sahası ile havaalanları strate­jik ve ekonomik Öneme sahiptir. Bu özelliğinden dolayı Asya-Pasifik bölgesindeki hava taşımacılığı açısından Türkiye, merkez ve geçiş hattı konumundadır.
Türkiye’de ilk hava ulaşımı 1933 yılında küçük per­vaneli uçaklarla başlamıştır. Bu amaçla 1933 yılında Havayolları Devlet İşletme Dairesi kurulmuş, bu daire 1938 yılında genel müdürlüğe dönüştürülmüş, 1956 yılında ise Türk Hava Yollan (THY) adını alarak iç ve dış hatlar yolcu, yük ve posta taşıma görevini üstlenmiştir. Günümüzde havacılık sektörü, özel hava yolu şir­ketlerinin katılımıyla ve artan yolcu kapasitesiyle büyük bir gelişme göstermektedir. İstanbul (Atatürk) (Fotoğraf 10) Ankara (Esenboğa) İzmir (Adnan Menderes) ve Antalya şehirlerimizdeki hava limanlarımız uluslararası standartlara sahiptir.
Ülkemizde özellikle son yıllarda doğal gaz ve ham petrol boru hattı yatırımlarına önem verilmeye başlanmıştır. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Akdeniz ve Avrupa’ya çıkışında Bakü-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi gerçekleşmiştir. Ayrıcı Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Doğal gaz Boru Hattı Projelerinin hayata geçirilmesi yönünde gerekli çalışmalar yapılmaktadır (Harita 6). Bu projeler, Türkiye’nin bölge ülkeleri İçerisindeki stratejik önemini de artırmaktadır.
Türkiye, dünyanın bugüne kadar tespit edilmiş enerji kaynaklarının yüzde 70’inin bulunduğu Orta Doğu ve Hazar Denizi havzasına yakın bir coğrafyada yer almaktadır. Hazar Denizi petrol ve doğal gaz rezervlerinin taşınması açısından, Türkiye’nin doğusundan geçerek Akdeniz’e ulaşan güzergâh, en kısa, maliyeti düşük, teknolojik ve çevresel açıdan uygun ve güvenilir seçeneği oluşturmaktadır. Böylelikle Türkiye, Hazar petrol ve doğal gazının dünya pazarlarına güvenli bir şekilde taşınmasını kolaylaştıracak­tır. Diğer taraftan, bu kadar büyük miktarda petrolün, dar ve yoğun bir trafiğe sahip Türk Boğazlarından ‘ tankerlerle taşınması sürdürülebilir bir uygulama değildir.
Bu nedenle Türkiye; Hazar petrol ve doğal gaz rezervlerinin Batı’daki pazarlara taşınması yönünde­ki çabalarını, Doğu-Batı Enerji Koridoru Projesi’nin gerçekleştirilebilmesi üzerinde yoğunlaştırmıştır. Kafkasya ve Orta Asya’yı Avrupa’ya bağlayan boru hattı projeleri, bölgenin Batı’yla bütünleşmesi açısın­dan önemlidir. Güvenli ve ticari açıdan kârlı boru hatları, bölgenin istikrar ve refaha ulaşmasına yardım­cı olacaktır.
Boru Hatları Ulaşımı
Kalkınmanın en önemli unsurlarından biri de enerjidir. Enerjinin verimli kullanımı, günümüzde hızla yaşanan küreselleşme sürecinde enerji arz eden ülkelerle talep merkezlerinin çeşitli taşıma yolları ve boru hatlarıyla birbirine bağlanmasını zorunlu kılmıştır. Dünyadaki önemli boru hatlarına bakıldığında, bunların Türkiye ve çevresinde yoğunlaştığı görülür. Bu durum, dünya petrol rezervlerinin 65’nin, petrol üretiminin de 30’unun Orta Doğu bölgesinde bulunması ile yakından ilgilidir, ülkemizin coğrafi konumu nedeniyle, Türkiye üzerinden geçecek uluslararası ham petrol ve doğal gaz boru hat­larının artması beklenmektedir.
Ülkemizde özellikle son yıllarda doğal gaz ve ham petrol boru hattı yatırımlarına önem verilmeye başlanmıştır. Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin Akdeniz ve Avrupa’ya çıkışında Bakü-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı Projesi gerçekleşmiştir. Ayrıcı Türkmenistan-Türkiye-Avrupa Doğal gaz Boru Hattı Projelerinin hayata geçirilmesi yönünde gerekli çalışmalar yapılmaktadır (Harita 6). Bu projeler, Türkiye’nin bölge ülkeleri İçerisindeki stratejik önemini de artırmaktadır.
Türkiye, dünyanın bugüne kadar tespit edilmiş enerji kaynaklarının yüzde 70’inin bulunduğu Orta Doğu ve Hazar Denizi havzasına yakın bir coğrafyada yer almaktadır. Hazar Denizi petrol ve doğal gaz rezervlerinin taşınması açısından, Türkiye’nin doğusundan geçerek Akdeniz’e ulaşan güzergâh, en kısa, maliyeti düşük, teknolojik ve çevresel açıdan uygun ve güvenilir seçeneği oluşturmaktadır. Böylelikle Türkiye, Hazar petrol ve doğal gazının dünya pazarlarına güvenli bir şekilde taşınmasını kolaylaştıracak­tır. Diğer taraftan, bu kadar büyük miktarda petrolün, dar ve yoğun bir trafiğe sahip Türk Boğazlarından ‘ tankerlerle taşınması sürdürülebilir bir uygulama değildir.
Bu nedenle Türkiye; Hazar petrol ve doğal gaz rezervlerinin Batı’daki pazarlara taşınması yönünde­ki çabalarını, Doğu-Batı Enerji Koridoru Projesi’nin gerçekleştirilebilmesi üzerinde yoğunlaştırmıştır. Kafkasya ve Orta Asya’yı Avrupa’ya bağlayan boru hattı projeleri, bölgenin Batı’yla bütünleşmesi açısın­dan önemlidir. Güvenli ve ticari açıdan kârlı boru hatları, bölgenin istikrar ve refaha ulaşmasına yardım­cı olacaktır.

0 yorum:

Yorum Gönder