Our social:

Latest Post

Çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çevre etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2015 Pazar

Çevre Felaketleri

2010 yılının haziran ayı içerisinde İngiliz BP şirketinin Meksika Körfezi' ndeki petrol platformu Deepwater Horizon'un patlaması sonucunda son yılların en büyük çevre felaketlerinden biri yaşanmaya başlanmıştır. Her gün yüzlerce varil petrolün okyanusa sızması ile, İsrail büyüklüğünde bir alan petrol sızıntısı altında kalmıştır.Sızıntının durdurulamaması ve gereken önlemlerinin alınamaması felaketin boyutunu her geçen gün artırmaktadır. Patlamanın ardından, bölgedeki doğal hayatın uzun yıllar boyunca eskiye dönemeyeceği belirtilmektedir. 

Çevre Felaketleri, doğadaki çeşitli unsurlar yardımıyla ve bu unsurlara dolaylı ya da dolaysız olarak başka unsurlara insan eliyle verilen zararlara bağlı gelişen felaket "ÇevreSorunu" olarak adlandırmak doğru bir tanımlama olacaktır. Felaketlerden doğanın kendi olayları ile gelişen ve ortaya çıkan çeşitlerine doğal kaynaklı “Doğal Felaket” adı verimektedir.

Tarih boyunca doğada bazı doğal felaketler (seller, depremler, volkanik patlamalar vs.) olmuşsa da bu felaketler doğa üzerindeki etki gücü ve oluşum durumuna göre etkili olmuş ama bu felaketler yerkürenin doğal yapısında çok büyük değişiklikler oluşturmamıştır.


Oysa sanayileşme ve doğal kaynakların kullanımıyla başlayan süreçte insanoğlu tarafından yapılan suistimaller yerküreye doğal felaketlerden daha büyük zararlar vermiştir. Doğa kendi içinde oluşan felaketleri bir şekilde cevap vererek olumsuzlukları bertaraf edebilmektedir.

Yerküre üzerinde yaşayan insanoğlu eliyle ortaya çıkan felaketler suni bir takım koşullar oluşturduğundan doğa kendi kendini yenileyememekte ve tepki olarak ozon tabakasının delinmesi, küresel ısınma gibi insanlığın hiç de kolay kolay kurtulamayacağı felaketlerle toplumu başbaşa bırakmaktadır Sanayileşme, iktisadi kalkınma ve enerji gibi konularda ülkelerin birbirleriyle kıyasıya rekabet halindedir. Bu rekabet yeni gelişmelere ve yeni denemelere neden olaktadır. İlerleme ve teknolojideki her adımda gerçekleşen yenilenme aynı zamanda çevreye verilen zararında büyümesine neden olmaktadır.

Dünyanın her yerinde tüm ülkelerde çeşitli çevre felaketleri yaşanmaktadır. Bunların bir çoğu ancak büyük olanları yazılı ve görsel medya araçılığı duyurulmakta, ancak bunlardan bir çoğu çeşitli baskılarla basına yansımadan çevre kirletilmeye devam etmektedir. Günümüze kadar yaşanmış olan bir çok çevre felaketi çok sayıda ölümlere ve doğal dengenin bozulmasına neden olmuştur.    

Yaşanmış Olan Çevre Sorunlarına Örnekler
Geçmişte akıllarda iz bırakan bir çok çevre felaketi insan eliyle gerçekleşmiştir. Günümüze kadar yaşanmış olan çevre sorunları ve etkilerine kısaca değinilerek bu sayfada işlenecektir.

1- Atom Bombası
1945 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nin attığı bombalar Japonya'ya çok zarar vermiştir. Termonükleer bombanın bulunmasından sonra atom bombası taktik silahı olmuştur. Nükleer silahların üretimine başlanmasına neden olmuştur. İlk olarak Nazi Almanya'sına atılacaktı. Ama savaşta Almanya yenilince Japonya'ya atıldı.

İkinci Dünya Savaşı’nda, savaş amacıyla kullanılan ilk atom bombası, 6 Ağustos 1945′te Japonya’da Hiroşima şehrine atıldı. Patlamada 66,000 kişi öldü, 69,000 kişi de yaralandı. Üç gün sonra Nagasaki’ye atılan atom bombası ise 37,000 kişiyi öldürdü, 40,000 kişiyi yaraladı. Hiroşima'da ilk anda 70 bin, Nagasaki'de ilk anda 27 bin insan "buharlaşarak" yok oldu.

Hiroşima'da birkaç yıl içerisinde ise "radyasyonun ölümcül etkisinden" 140 bin insan öldü. Japonya'nın en güzel kenti olarak bilinen Hiroşima'nın suları, toprağı, havası ve insanları zehirlendi. İki ay içinde bombanın gizli silahı olan radyasyon, ölü sayısını 135 bine çıkardı. Nagasaki'ye atom bombası saldırısı Amerika Birleşik Devletleri, II. Dünya Savaşı'nın son günlerinde Hiroşima'ya atom bombasını attıktan 3 gün sonra 9 Ağustos 1945 (Amerikan kaydına göre 10:58'de, Japon kaydına göre saat 11:02'de), Plütonyum-239 tipi atom bombası "Fat Man" (Şişko Adam, resmî adıyla Mark III) ile ikinci katliâmı gerçekleştirdi.

Bu atom bombasıyla Nagasaki'nin toplam nüfusu yaklaşık 240.000 kişi içinde 74.000 kişi hayatını kaybetti ve binaların yüzde 36'sı tamamen yok edildi. 2007'te, Nagasaki belediyesinin resmî listesine göre, o an öldürülen veya daha sonra atom bombasının etkisiyle ölenlerin toplam sayısı 143.124'a ulaşmıştı  

2- Çernobil
26 Nisan 1986'da Çernobil Nükleer İstasyonu'nda meydana gelen patlamanın ardından milyonlarca kilometrekareye radyoaktif madde yayıldı. Nükleer istasyonun yakınında yaşayan 49 bin kişi hemen tahliye edildi. Olaydan 20 yıl sonra bile bölge hala bir hayalet şehir. Yayılan radyoaktif maddeler ise sadece Ukrayna'yı değil, çevre ülkeleri de etkiledi. Çernobil reaktör kazası, 20. yüzyılın ilk büyük nükleer kazasıdır. Ukrayna'nın Kiev iline bağlı Çernobil kentindeki Nükleer Güç Reaktörünün 4. ünitesinde 26 Nisan 1986 günü erken saatlerde meydana gelen nükleer kaza sonrasında atmosfere büyük miktarda fisyon ürünleri salındığı 30 Nisan 1986 günü tüm dünya tarafından öğrenildi.

1972’de Ukrayna’daki (O dönemde SSCB’nin bir parçasıydı) Kiev’in 140 km kuzeyinde bulunan Çernobil Nükleer Santralı’nda gerçekleşen kaza, her biri 1.000 Megawatt (MW) gücünde olan dört reaktörüni hatalı tasarımının yanı sıra, reaktörlerden birinde deney yapmak için güvenlik sisteminin devre dışı bırakılıp peşpeşe hatalar meydana gelmesi nedeniyle oldu. Ülkemizin karadeniz kıyılarıda Çernobil patlamasından kaynaklı radyasyon nedeni ile etkilendi. O günlerde o bölgede üretilen ürünlerinin insan sağlığını olumsuz yönde etkileyeçeği tartışıldı. Dönemin bakanı tv ekranlarında çay yudumlayarak bakın bende içiyorum hiç bir şey olmaz görüntüleri ile zararlı olomayacağı anlatılmaya çalışıldı. Olayın üzerinden 24 yıl geçmesine rağmen etkilerin çok ciddi bir şekilde görülmeye devam ettiği, bölgede görülen kanser vakalarında ciddi artışların görülmeye başlandığı her geçen gün dile getirilmeye başlandı. Kazanın yaşandığı bölgede hala yaşamın olmadığı, insanların ve diğer canlıların olsuz etkilendiği, koruma alanının devam ettiği bildirilmektedir.  

3- Kömür Yangınları
Dünyada belli başlı kömür üreticisi ülkelerde cereyan etmekte olan yeraltı kömür yangınları gezegenimizin ve üzerinde yaşayanların sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durumdan çok az kimsenin farkında olduğu ve büyük bir tehdit olarak algılandığı bildirilmektedir. Yeraltı kömür yangınları, başta Çin, Endonezya, Hindistan ve ABD olmak üzere bir çok ülkede sürmekte. Uzmanlar, yalnızca Çin'deki yeraltı yangınlarının yılda 200 milyon ton kömür tükettiğini vurguluyorlar. Yangınlar, oksijen ve güneş ışınının uygun koşullarda bir araya gelmesiyle kendiliğinden çıkabildiği gibi çoğu kez insanlarca da başlatılabiliyor.

Terkedilmiş madenlerde yığılı kömür atıkları, ya da henüz kazılmamış, yüzeye yakın kömür damarları, tarla açmak için orman ya da çalı yakılması gibi insan faaliyetleri sonucu ateşlenerek tutuşturuluyor. Bu büyük kömür damarları bir kez tutuştu mu, kömür yangınları onyıllar, hatta yüzyıllar boyu sürebiliyor ve atmosfere yoğun miktarda sera gazı ve is parçacıkları salımına yol açıyor. Bu salımların değeri henüz belirlenmemiş olsa da, global ya da yerel iklim değişimi, hava kirliliği ve insan sağlığı üzerinde büyük etkileri olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Atmosfere bırakılan zehirli gazlar insanların sağlıkları üzerindeki etkisi genellikle solunum yolu hastalıkları olarak ortaya çıkıyor. Ancak, etkiler yalnızca atmosfer yoluyla oluşmuyor. Yangınlarla ortaya çıkan arsenik, civa ve selenyum gibi toksik elementler toprak yüzeyine düşerek yağan yağmurlarla yeraltı sularına, akarsu ve toprağa sızarak bu su kaynaklarının kirlenmelerine neden olmaktadır. Diğer yandan bu yangınlar o bölgelerde toprak üstünde yaşayan diğer canlılara da olumsuz zararlar vermektedir.

4- Türkmenistan Doğalgaz Yangını
Türkmenistan çöllerinin ortasındaki 100 metre çapındaki bu çukur tam 38 yıldır alevler içinde. Alevlerin kaynağı ise bir sondaj kulesi. 1971'de Sovyetler Birliği'ne ait bir sondaj kulesi yanlışlıkla, bu çölün altında bulunan doğalgaz kaynağını deldi. O esnada toprak çökünce, tüm sondaj kulesi bu deliğe, yani doğalgaz kaynağına düştü. Oluşan patlamaların etkisi ile çukurdan zehirli gazlar da yayılmaya başladı. Ölümcül bir felaketin önüne geçmek için Sovyetler tüm çukuru ateşe verdi.

5- Endonezyada Çamur Patlaması
Mayıs 2006'da Endonezya'nın Java adasında yine gaz kaynakları üzerindeki bir sondaj çalışmasında çamur patlaması yaşandı. Volkan patlamasını andıran kazada 13 kişi öldü. O günden beri sidoarjo bölgesinde topraktan sıcak kükürtlü çamur fışkırıyor. Oluşan gaz dumanı ise şimdilik 25 kilometrekareden büyük bir alanı kaplıyor ve her gün 50 bin metreküp- bir olimpik yüzme havuzunun hacmine denk- daha artıyor. Bilim adamlarına göre bu çamur volkanı 30 yıl daha patlamaya devam edecek.

6- ABD’de Maden Ocakları
Bir zamanlar dünyanın en zengin kurşun ve çinko madenlerine sahip olan ve 20 bin kişinin yaşadığı Oklahoma Picher'da şu an 25 kişi yaşıyor. Madenlerden sızan aistli suların tüneller aracışığı ile yayılması sonucu, bölgede akan küçük nehrin suları zehirli hale geldi ve kırmızıya büründü. Bölgenin etrafındaki dağlar ise madenlerin atıkları ile dolduğu için, Picher'da artık yerleşim kalmadı.

7- Sovyetler’ de Aral Gölü Kirliliği
Sovyetler Birliği'nin tarım politikalarında Aral Gölü önemli bir sulama kaynağıydı. Ancak bu politika bir zamanların büyük gölündeki su seviyesini düşürdü. Bugün Aral Gölü neredeyse tamamen kurumuş ve daha küçük başka göllere bölünmüş durumda. Geriye kalan balıkçı gemileri ise gölün tabanına saplı bir şekilde duruyor.

8-ABD Montana’ da Bakır Madenleri
Kasım 1995'te göçmen bir kaz sürüsü Montana'daki Berkeley Çukuru'na geldi. Yakınındaki bakır madeni nedeni ile 40 milyar varil asitli su ve ağır metaller ile dolu olan bu çukur kenarında birkaç gün geçiren ve sis nedeni ile bölgeden ayrılamayan 342 kuş ölü bulundu. Montana eyaletinde yapılan açıklamada, göl suyundan içen kuşların yemek borusunun paslandığı belirtildi.

9- Çinde Elektronik Atık Çöplüğü
Guiyu'da Çin'in en büyük elektronik çöplüğü bulunuyor. Burada artık kullanılamayacak elektronik aletler parçalarına ayrılıyor. Aletlerin içindeki değerli metallerin geri dönüştürülmesi için burada devre levhaları yakılıyor, fırınlanıyor ve asitte bekletiliyor. Elektronik çöpüğü olmasına ilave olarak bu işlemlerin de yapılması Guiyu'yu gezegenin doğası en çok kirlenmiş ikinci yeri yapıyor. Pasifik Okyanusu'ndaki bir bölge tma 3,5 milyon ton çöp ile dolu ve bunun yüzde 90'ı plastik atıklardan oluşuyor. Havai ve Kaliforniya arasınad bulunan bu çöp adası Teksas'ın iki katı büyüklükte.

10- ABD’de Marshall Adasında Nükleer Testler
1970'lerin sonunda ABD hükümeti Marshall Adaları'nda yaptığı nükleer testlerin atıklarını temizleme gayretine girişti. 85 bin metreküpe yakın radyoaktif toprak, Runit Adaları'na transfer edildi ve burada bir nükleer testten geriye kalan 100 metre genişliğindeki kratere dolduruldu. Kraterin kapağı 358 dev panelden oluşan bir kubbe ile kapatıldı. Bu çalışma ABD hükümetine çeyrek milyar dolara ve üç yıla mal oldu. Ancak bölge hala radyoaktif.

11- Avustralya Fosfor Madeni
Avustralya yakınlarında bulunan Mikronezya'da yıllar süren fosfor madeni çalışmaları Nauru bölgesinde toprağın yüzde 80'ini yok etti.Geriye 15 metre yüksekliğine kireçtaşı tepecikleri ile kaplı çorak bir arazi kaldı. Fosfor rezervlerinin bitmesinin ardından bölgenin ekonomisi de çöktü. Doğası da çöken bölgenin turizm gibi başka geçim kaynakları elde edebilmesinin önü de kapandı. Bugün Nauru'nun verimli toprakları sadece 150 metrelik bir sahil şeridini kapsıyor.

12-ABD’de Kömür Yangını
ABD Pennsylvania'nın Centralia bölgesinin altındaki dev kömür madenleri 1962'de tutuştu ve o günden beri yanmaya devame diyor. Centralia'daki bu doğal afet ile ilgili bilinç, 1981'de 12 yaşında bir çocuk bir anda açılan 45 metrelik bir çukura düşünce oluştu. Bu olayın ardından bölge halkı başka yerlere yerleştirildi ve Centralia tamamen terk edildi.

13- Macaristan'da Kızıl Zehir
Macaristan'ın batısında Ajka kentindeki aliminyum üreten bir fabrikada 'kimyasal atıkların biriktirildiği' göletin iki setinin yıkılması sonucu 7 kişinin kaybolduğu yüzlerce insanın zahirlenme belirtileri ile hastaneler başvuruduğu bildirildi. Tehlikeli bu çevre felaketinin zehirli atıklarının tuna nehrine ulaşması sonucu canlı yaşamının olumsuzluklarla karşılaçağı uzmanlar tarfaından dile getirilmektedir.

Orta Macaristan’da Balaton gölü yakınlarındaki Veszprém ilinde bölgenin en büyük sanayi birimi olan alüminyum üretim tesisinin, atık maddelerinin toplanıp etkisizleştirildiği dev biriktirme göletinin bentleri yıkılmış ve çok tehlikeli ağır metaller de içeren yaklaşık bir milyon ton balçıklı su dört köyü basmıştı. Yer yer iki buçuk metreye yaklaşan zehirli atıklı suların oluşturduğu sel, ölümlere ve yüzlerce insanın da yaralanmasına neden oldu. Macaristan hükümeti, bir alüminyum fabrikasından yayılan zehirli atığın temizlenmesinin bir yılı aşkın bir zaman alaçağı ve milyonlarca dolara mal olacağını belirtilmektedir.

Greenpeace çevre örgütünün Macaristan sorumlusu Zsolt Szekfalvi , kısa vadede binalar ve evlerin zarar göreceğini, ancak atığın, deriyle temasının çok tehlikeleri olduğunu belirtmektedir. Ulusal Afet Dairesi'nin başkanı, alkalin ve ağır metallerin değerinin düşüp düşmediğinin önümüzdeki günlerde anlaşılacağını açıklamaktadır. Yetkililer, kirlilikle mücadele için nehirlere kil ve asitten oluşan bir karışım dökülerek kirliliğinin oranın azaltılması zararın en alt düzeye indirilmesi çalışmalarının sürüdürldüğünü açılamaktadırlar.

Tuna'ya dökülen derelerden birinde tüm balıkların ölümüne yol açan alkalin seviyesinin büyük ölçüde düşürüldüğü, ancak dereyi gözlem çalışmalarının devam ettiği bildirildi. Macaristan Başbakanı Viktor Orban sızıntıyı 'ekolojik bir trajedi' diye tanımlarken, zehirli çamurun Tuna nehrini zehirlemesinden korkuluyor. Tuna Nehri'nin geçtiği hat boyunca uzanan Hırvatistan, Sırbistan ve Romanya acil durum planları yapıyor.

Tuna nehrinin karadenize dökülmesi sonucu kirliliğin ülkemize de etkileyeçeği bir gerçektir. Bu tehlikeli sular karadenizin kirlenmesine neden olacaktır.


Nükleer Enerji

NÜKLEER ENERJİ
Bir elementin kimyasal özelliklerini taşıyan en küçük parçasına atom denir. Nükleer enerji atom çekirdeklerinin parçalanması sonucunu elde edilen bir enerji türüdür. Atom çekirdeklerinin parçalanması ile büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Atom çekirdeğinin zorlanmış olarak parçalanması (Fisyon) ve Atomik parçacıkların birleşme reaksiyonu (füzyon) tepkimeleri ile elde edilen bu enerjiye "çekirdek enerjisi" veya "nükleer enerji" adı verilmektedir. Nükleer reaktörler nükleer enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir.


Temel olarak fisyon sonucu açığa çıkan nükleer enerji nükleer yakıt ve diğer malzemeler içerisinde ısı enerjisine, bu ısı enerjisi de kinetik enerjiye ve daha sonrada jeneratör sisteminde elektrik enerjisine dönüştürülür.  Nükleer santrallarda kullanılan yakıtın temin edilmesinde ve saklanmasında avantajları bulunmaktadır, 1000 MWe üreten bir nükleer santral her yıl yaklaşık 30 ton (7 m3) yakıt tüketir. Nükleer santrallerde kullanılan yakıtlar, 10-20 yıl süre ile santral sahasında saklanacaklardır. Bu dönemde aktivitelerinin %98'inden fazlasını kaybedeceklerdir. Asıl sorunu oluşturan uzun ömürlü radyoaktif maddeler de camlaştırılacak, camlaştırılan bu maddeler de kademeli koruma mantığı çerçevesinde kurşun, beton ve korozyona dayanıklı kaplar içine konulacak, bu kaplarda jeolojik olarak kararlı bölgelerde yerin yaklaşık 1.000 m altında hazırlanacak beton zırhlı galerilerde saklanacaktır.

Fosil yakıtlı, özellikle kömür santrallerin, çevre etkisi nükleer santrallerle kıyaslanamayacak ölçüde olumsuzdur. Tam tersine, nükleer santraller, çevre etkisi bakımından tercih edilmesi gereken bir seçenektir, normal işletme koşulları altında çalışan nükleer reaktörler, dışarıya verebilecekleri en fazla radyoaktivite, normal doğal radyasyon seviyesinin %0,1-1'i ile sınırlandırılmıştır, pratikteki durum ise bu sınırların altındadır. Diğer yandan nükleer enerjinin çevreye verdiği etki az olmasına rağmen Çernobil patlaması sonucu oluşan atıklar binlerce insanın ölmesine, binlerce insanın sakat kalmasına yıllarca onarılamayacak çevre felaketlerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Bu tür karşılaştırmalar yapılırken olağan dışı durumlarda göz önünde bulundurulmaldır. Elektrik enerjisi arz ve talep projeksiyonlarına bağlı olarak, 2015 yılından başlayarak yaklaşık 5.000 MW gücünde nükleer santral kapasitesinin işletmeye alınması planlanmaktadır. Bu amaçla 5710 sayılı Nükleer Güç Santrallerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışına İlişkin Kanun (2007) çıkartılmıştır. Nükleer güç santrallerinin kurulmasına ilişkin süreç devam etmektedir.

Ülkemizde Mersin-Akkuyu'da kurulması planlanan Türkiye'nin ilk nükleer santralinin lisansı alınmış olup, Sinop için lisanslama çalışmaları devam ettiği bildirilmektedir. Dünyada işletmede olan santralların sayısı 442 adet olup bu işletmelerin net gücü: 356.746 MW(e) dir. Bu nükleer santrallerden üretilen Toplam Enerji 2544 Twsaattir. Üretilmiş olan bu nükleer enerjinin toplam enerjiye oranı: %16 durumundadır.

Dünyada inşa halindeki santralların sayısı 35 adettir. Dünya elektrik enerjisi üretiminin %80'inin yenilenemeyen kaynaklardan, %19'u ise hidrolik kaynaklardan sağlanmakta, rüzgar, güneş, jeotermal, biokütle gibi yenilenebilir kaynakların payı ise %1’in altında kalmaktadır.

Meksika Körfezinde BP Kaynaklı Petrol Sızıntısı

BP Kaynaklı Petrol Sızıntısı
Son yaşanan çevre felaketlerinden sonuncusu İngiliz Bp şirketinin Meksika Körfezi'ndeki petrol platformu Deepwater Horizon'un patlaması sonucu meydana gelen petrol sızıntısıdır.

Son yılların en büyük çevre felaketlerinden biri gerçekleşti. Louisiana kıyılarından 110 kilometre uzaklıktaki, BP'ye ait 'Deepwater Horizon' adlı petrol platformunda patlamanın ardından 20 Nisan'da sızıntılar başlamıştı. BP'nin petrol arama lisansına sahip olduğu sahada bulunan "Deepwater Horizon" adlı platformda 20 Nisanda 11 kişinin ölümüne yol açan bir patlama meydana gelmiş, iki gün sonra da bu platforma bağlı, denizin 1500 metre altındaki bir kuyudan suya milyonlarca litre ham petrol karışmaya başlamıştı. Her gün yüzlerce varil petrolün okyanusa sızması ile, İsrail büyüklüğünde bir alan petrol altında kaldı.

Sızıntının durdurulamaması ve gereken önlemlerinin alınamaması felaketin boyutunu her geçen gün artırmaktadır. Patlamanın ardından, bölgedeki doğal hayatın uzun yıllar boyunca eskiye dönemeyeceği belirtiliyor. Şu ana kadar Meksika Körfezi'ne yaklaşık 20 milyon varil petrol döküldüğü tahmin ediliyor. Körfezdeki sızıntı ABD'nin güney kıyılarına yakın bir bölgede çevre felaketine yol açmaya devam ediyor.

Bazı tahminlere göre, yaklaşık 1,524 metre derindeki kuyudan günde beş bin varil ham petrol Meksika Körfezi'ne yayılıyor.Amerikan hükümetinde görevli bilim adamları, patlak borudan günde dört milyon litreye varan ham petrol fışkırdığını söylüyor. Yetkililer tarafından yapılan açıklamalarda bu sızıntının uzun süre durdurulamayaçağı ve sızan petrolün temizlenmesinin uzun süre alaçağı bildirilmiştir.

Bu arada BP, sızıntıyı durdurmak üzere denediği son yöntemin de başarısız olması üzerine yeni bir taktik deneme karar alaçağını bildirdi. Ancak, kullanılacak yeni yöntemlerin de başarı sağlayıp sağlayamayacağı kesinlik kazanmış değil. Meksika Körfezi'ndeki çevre kirliliğinin sorumlusu İngiliz petrol şirketi BP, deniz tabanındaki sızıntı noktasındaki kapağı değiştirmeye çalışacak.

Hava koşullarının da izin verdiği ölçüde yapılacak operasyonda değiştirilecek yeni kapağın deniz yatağından toplanan hampetrol miktarını çoğaltması bekleniyor. Meksika Körfezindeki sızıntıyı durdurma ve temizlik faaliyetlerini izleyen Amerikan sahil muhafaza komutanı Amiral Thad Allen, BP'nin robot denizaltılarının kapağı değiştirmek üzere dalışa geçebileceğini belirtilmiştir.

Petrol Sızıntısının Durdurulduğu Açıklandı.
15 Temmuz 2010 itibari ile Meksika Körfezi’ndeki petrol sızıntısını ilk kez durdurulduğu açıklandı. Şirket, kuyunun ağzına taktığı yeni ağır kapakla sızan petrolü toplamayı başardı. Sistemin testinin sürdüğü açıklanırken, başarıya ulaşılması halinde petrol yüzeydeki tankerlere aktarılacak.Gelecek ay da petrol kuyusu tamamen kapatılacak.

ABD, Georgia Üniversitesi Deniz Bilimleri Bölümü’nden Dr. Mandy Joye, bazı petrol kümelerinin yakınlarındaki alanlarda oksijenin yüzde 30 oranında düştüğünü söylüyor: “Oksijen daha da düşerse birkaç ay içinde hayvanlar için çok tehlikeli bir durum söz konusu olacak. Sistemin kendisini bu kadar petrol ve gaza karşı yenilemesi onyıllar alabilir. Daha önce böyle bir durumla karşılaşmadık. Gelecekteki etkileri ölçmek mümkün değil.”

Meksika Körfezi’ndeki platformlarından birinin infilak ederek batmasının neden olduğu çevre kirliliğinin İngiliz petrol grubu BP’ye maliyeti şimdiden 3,5 milyar doları buldu. BP’den yapılan açıklamada, ham petrol kaçağı noktasının üzerine yeni kapak yerleştirme işleminin de öngörüldüğü gibi devam ettiğini belirtilerek, petrol şirketinin sızıntının nisan sonunda başlamasından şimdiye kadar 749 bin 100 varil ham petrol toplamayı başardığı kaydedildi.

İngiliz petrol grubu, çevre felaketiyle mücadelede 46 bin kişinin, 6 bin 400’den fazla geminin ve onlarca uçağın görev yaptığını belirterek, şimdiye dek 105 bin tazminat talebi geldiği ve toplam 165 milyon doları bulan 52 bin ödemenin yapıldığını kaydetti. BP, çevre felaketinin maliyetlerinin karşılanması için 20 milyar dolarlık bir fon oluşturmayı kabul ettiğini de anımsattı.

İngiliz gazeteleri, ABD yönetiminin çevre felaketinde gerekeni yapması için İngiliz BP şirketi üzerinde baskıları sürdüreceğine dikkati çekerek, bu felaketin BP'ye faturasının 10 milyar sterlini bulabileceği tahmin edilmektedir.

Daily Telegraph gazetesi, petrol tabakasını kontrol ederek yayılmasını önlemenin BP'ye günlük maliyetinin 4 milyon sterlin olduğunu ve petrolün Meksika Körfezi kıyılarından tamamen temizlenmesinin üç ayı bulabileceğini kaydetti. Gazete, sızıntının kıyıya ulaşması durumunda BP'nin milyarlarca dolarlık tazminat talepleriyle karşı karşıya kalabileceğine de işaret etti.

Çevrecilerin Tepkisi
Meksika Körfezinde meydana gelen ve Amerikan Başkanı Barack Obama'nın "11 Eylül Saldırıları" ile hemen aynı seviyede tuttuğu çevre felaketi, yayılmaya devam ediyor. Bu arada Bp karşı olan kızgınlık ve artarak devam etmekte. Tüm dünyada insanlar, felaketten sorumlu tuttukları BP'ye öfke yağdırıyorlar: hem offline, hem de online platformlardan. Sosyal ağ, yine kızgın bir kalabalığa ev sahipliği yapıyor. Bu sefer protesto edilen, Meksika Körfezi'ndeki felaketin "baş müsebbibi" konumundaki BP. 600 bini aşkın Facebook üyesi, "Boycott BP" isminde oluşturulan sayfada, bir taraftan şirketi protesto ederken, bir yandan da Meksika Körfezi'nde yaşanan gelişmeleri birbirleriyle paylaşıyorlar.

Diğer yandan, geçtiğimiz hafta sonunda Manhattan'da organize edilen protesto gösterileri mecrandan kayarak pek de ilgisi olmayan yerlere yöneldi. Örneğin, New York Times gazetesi, BP'nin reklamlarını yayımladığı gerekçesiyle protestolardan payını aldı. Oysa, gözlemciler, bir gazetenin reklam departmanıyla editöryelinin iki ayrı birim olduğunu hatırlatarak, kuruluşun salt reklamını yayımladığı için onu tasvip ediyormuş gibi algılanmasının yanlış olduğunu belirtiyorlar.

Ekosistem ve Çevre

Ekosistem Nedir?
Belirli bir alanda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemlere ekosistem adı verilmektedir.Doğal çevre ekosistemdir. Doğal çevre insan eliyle oluşmamış kendiliğinden meydana gelmiş olan çevredir.

İnsan yaşamı ve doğal yaşam çeşitli dengeler üzerine kurulmuştur. İnsanın çevreyle oluşturduğu ilişki en büyük dengelerden biridir.  Bu sistemler arasındaki ilişkiler  çoğunlukla kişiler tarafından fark edilmeyecek kadar uzun ilişki halkalarıyla birbirine bağlı ve uzun süreli olabilmektedir.

Bu doğal sistemlere dışarıdan gelebilecek etkiler sonucu doğal dengeyi oluşturan zincirin halkalarında meydana gelen kopmalar zincirin tamamını etkileyerek bu dengebin olumsuz yönde etkilenmesine neden olacaktır.

Canlılar ile cansız çevre elementleri birbirleriye sıkı ilişki halindedir. Biri olmadan diğerinin düşünülmesi imkansızdır. Karşılıklı olarak madde alışverişi yapacak biçimde birbirlerine etki yapan organizmalarla, cansız maddelerin bulunduğu herhangi bir doğa parçası bir ekosistem olarak adlandırılmaktadır.

Ekosistem, bireysel organizmalar ya da topluluklardan çok tüm alanın işlevlerinin nasıl olduğuyla ilgilenir. Bir alandaki ekosistemi oluşturan canlı organizmaların cansız çevreleriyle olan ilişkilerini inceler.

Bir ekosistem, temel olarak abiyotik maddeler, üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılardan oluşur. Ekosistemlerde yaşam, enerji akışı ve besin döngüleriyle sürer. Açık bir sistem olan ekosistemde, enerji ve besin giriş-çıkışı devamlıdır.
Bir ekosistemin dört temel bileşeni vardır.
1-Cansız varlıklar. (inorganik ve organik maddeler)
2-Primer üreticiler. (yeşil bitkiler - ototroflar)
3-Tüketiciler (bitkisel ve hayvansal maddeleri yiyenler - hetotroflar)
4-Ayrıştıcılar (bakteri ve mantarlar - saprofitler)

Cansız doğal çevre ile bu çevre içinde yaşamlarını sürdüren canlılar arasındaki ilişkileri, yaşam biçimlerini ve etkileşimleri inceleyen bilim dalına ekoloji bilimi adı verilmektedir

Ekosistem içindeki mevcut dengeye “ekosistem dengesi” denilmektedir. Doğal denge bozulduğunda, ekosistem dengesi bozulur ve ekolojik sorunların yaşanmasına neden olur. Mevcut ekosistem dengesinin bozularak ortadan kalkması ve daha sonra bozulan bu ekosistemin yerine yeni bir ekosistemin olması olayına süksesyon (yerine alma) denir.

Yaşadığımız dünya üzerinde en fazla ekosistem dengesini bozan en etkili varlık insandır. İnsan nüfusu ve faaliyetleri arttıkça ekosistem dengesi bozulmaktadır.

İnsanlar dışında bitkiler veya hayvanlarda ekosistem dengesini bozabilirler.Tarım bölgesinde kuş türlerinin aşırı çoğalması, hububat üretimini olumsuz etkiler. Yine kuş türlerinin aşırı oranda azalması da, kuşlarla beslenen zararlı böceklerin çoğalmasına yol açar. Ancak, tüm bu gelişmelerde insanın katkısı çok büyüktür. Gerçekte insanın olmadığı doğal bir ortamda, ekosistem dengesi pek fazla etkilenmektedir.

Ekosistemlerin Belirgin Özelikleri
Bir ekosistem biyosferin, bir bölümü ya da parçasıdır ; büyüklüğü ya da genişliği çok değişik olabilir. Bir Su birikintisi, bir Buğday tarlası birer ekosistemdir. Ama kısıtlı ekosistemelerin genellikle zaman içinde sınırlı bir yaşamı vardır. Bunun tam tersine Afrika savanaları ya da Avrupa’nın geniş yapraklı ormanları gibi, kimi Ekosistemler çok geniş bölgeleri kaplar.

Boyutları ne olursa olsun, bir Ekosistemin sınırları az çok belirgindir. Çoğunlukla birbirine komşu ekosistem arasında bir geçiş bölgesi (ekoton) vardır. Ekotonların belirgin özelliği, kendine özgü iklimi ve daha zengin faunasıdır.

Ekosistemdeki Bozulmaların Çevreye Etkileri
Ekosistemdeki bozulma bir bütün olan çevrenin yapı ve işleyişini olumsuz etkiler Bazı varlıkların azalması diğer bazı varlıkların azalmasına yada artmasına neden olur. Madde döngülerinin gerçekleşmesi zorlaşır. Sonuçta doğadaki enerji tükenmeye doğru gider.

1.Dünya Coğrafyasının Değişmesi: Ekosistemin temel unsurlarını oluşturan iklim, toprak, hava, bitki hayvan gibi faktörlerin olumsuz yönde değişmesi çevrenin ekolojik özelliklerini de değiştirmektedir. Uzun süren kuraklıklar sonucu bir ekosistemdeki bitki ve hayvan sayısı hızla azalır suların kirlenmesi sonucu suya ışık girişi azalır, suyun hava oranı düşer. Toprakta oluşan tahribat ve kirlenmeler önce bitkilerin sonrada diğer canlıların zamanla ölmesine neden olur Ormanların kesilmesi ve yanması çevrenin çölleşmesine ve sonrasında küresel ısınmaya etkide bulunur

2.İklimin Değişmesi: İklim şartlarının değişmesi ekosistemdeki canlı yaşam ve dağılışını olumsuz oranda etkiler. İklimi değişen bir bölgede bazı Canlılar göç ederken, bazı canlılar ölür veya şartlara uymaya çalışır. Küresel ısınmaya bağlı olarak ozon tabakasının incelmesi, ormanların azalması, havanın kirlenmesi, yağışların azalması, çölleşmenin başlaması bir bölgedeki iklimin ve coğrafik yapının değişmesine etkide bulunur

3.Erozyonların Oluşması: Toprağın su ve rüzgar etkisiyle aşınıp taşınması çevredeki bitki örtüsünün azalması şiddetli yağmurların yağması, karların kısa sürede erimesi, fırtınaların oluşması, toprağın yanlış sürülmesi, eğimli alanlardaki ormanların yanması gibi etkenler erozyonların oluşmasına neden olur

4.Su Kaynaklarının Azalması: Suların kirlenmesi ve kuruması sonucu çevredeki kullanılabilir su oranı azalır çevredeki su kaynaklarının azalmasına, yağışların düşmesine, tarımsal verimin düşmesine ve hidroelektrik santrallerdeki enerji üretiminin kısılmasına neden olur. Bu durum canlıların beslenmesini olumsuz olarak etkiler.

5.Enerji Kıtlığının Başlaması: Madenlerin azalması sonucu termik santraller, su kaynaklarının azalması sonucu hidroelektrik santralleri, petrolün azalması sonucuda ulaştırma araçlarının kullanım oran ve verimi azalır. Enerji kıtlığının başlaması durumunda insanların sosyal yaşamı felç olur.

6.Canlı Çeşitliliğinin Azalması: Ekosistemdeki fiziksel ve kimyasal şartların değişmesi canlıların yaşama, yayılış ve üramesini etkiler Bozulan şartlara uyanlar yaşarken diğerleri yok olur. Çevredeki bitki sayısının azalması besin zincirindeki canlı tür ve sayısının azalmasına neden olmaktadır.

Ekosistemdeki Bozulmaların Çevreye Etkileri


Ekosistemdeki bozulma bir bütün olan çevrenin yapı ve işleyişini olumsuz etkiler Bazı varlıkların azalması diğer bazı varlıkların azalmasına yada artmasına neden olur. Madde döngülerinin gerçekleşmesi zorlaşır. Sonuçta doğadaki enerji tükenmeye doğru gider.

1.Dünya Coğrafyasının Değişmesi: Ekosistemin temel unsurlarını oluşturan iklim, toprak, hava, bitki hayvan gibi faktörlerin olumsuz yönde değişmesi çevrenin ekolojik özelliklerini de değiştirmektedir. Uzun süren kuraklıklar sonucu bir ekosistemdeki bitki ve hayvan sayısı hızla azalır suların kirlenmesi sonucu suya ışık girişi azalır, suyun hava oranı düşer. Toprakta oluşan tahribat ve kirlenmeler önce bitkilerin sonrada diğer canlıların zamanla ölmesine neden olur Ormanların kesilmesi ve yanması çevrenin çölleşmesine ve sonrasında küresel ısınmaya etkide bulunur

2.İklimin Değişmesi: İklim şartlarının değişmesi ekosistemdeki canlı yaşam ve dağılışını olumsuz oranda etkiler. İklimi değişen bir bölgede bazı Canlılar göç ederken, bazı canlılar ölür veya şartlara uymaya çalışır. Küresel ısınmaya bağlı olarak ozon tabakasının incelmesi, ormanların azalması, havanın kirlenmesi, yağışların azalması, çölleşmenin başlaması bir bölgedeki iklimin ve coğrafik yapının değişmesine etkide bulunur

3.Erozyonların Oluşması: Toprağın su ve rüzgar etkisiyle aşınıp taşınması çevredeki bitki örtüsünün azalması şiddetli yağmurların yağması, karların kısa sürede erimesi, fırtınaların oluşması, toprağın yanlış sürülmesi, eğimli alanlardaki ormanların yanması gibi etkenler erozyonların oluşmasına neden olur

4.Su Kaynaklarının Azalması: Suların kirlenmesi ve kuruması sonucu çevredeki kullanılabilir su oranı azalır çevredeki su kaynaklarının azalmasına, yağışların düşmesine, tarımsal verimin düşmesine ve hidroelektrik santrallerdeki enerji üretiminin kısılmasına neden olur. Bu durum canlıların beslenmesini olumsuz olarak etkiler.

5.Enerji Kıtlığının Başlaması: Madenlerin azalması sonucu termik santraller, su kaynaklarının azalması sonucu hidroelektrik santralleri, petrolün azalması sonucuda ulaştırma araçlarının kullanım oran ve verimi azalır. Enerji kıtlığının başlaması durumunda insanların sosyal yaşamı felç olur.

6.Canlı Çeşitliliğinin Azalması: Ekosistemdeki fiziksel ve kimyasal şartların değişmesi canlıların yaşama, yayılış ve üramesini etkiler Bozulan şartlara uyanlar yaşarken diğerleri yok olur. Çevredeki bitki sayısının azalması besin zincirindeki canlı tür ve sayısının azalmasına neden olmaktadır.

Ülkemizde Başlıca Çevre Sorunları

Hızla artan dünya nüfusu, plansız sanayileşme ve sağlıksız kentleşme, nükleer denemeler, bölgesel savaşlar, verimi artırmak amacıyla kullanılan tarım ilaçları, yapay gübreler ve artan deterjan gibi kimyasal maddelerin kullanımı giderek çevre kirliliğine neden olarak çevre sorunlarının ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Bunun doğal sonucu olarak kirlenen hava, su ve toprak canlıların yaşamını olumsuz yönde etkileyecek boyutlara ulaşmıştır.

Genel olarak çevre sorunları, insanların yaşadıkları hayat ortamının doğal yapısını tahrip etmektedir. Bu tahribat yaşamın yoğun olduğu alanlarda daha hızlı, yaşam ve yerleşimin olduğu bölgelerde daha yavaş olmaktadır. Bozulan bu doğal hayat çevre üzerinde yaşayan tüm canlıların yaşamlarını olumsuz yönde etkilemektedir. İnsanlar kendilerine daha rahat ve ferah yaşam koşulları sağlamak için doğal olarak çevreye zarar vermektedirler.

Ülkemizde Başlıca Çevre Sorunları

Yapılan araştırmalar dünyadaki mevcut çevre kirliliğinin % 50 'sinin, son 35 yılda meydana geldiğini ortaya koymaktadır. Çevre sorunlarının önemli bir kaynaklarından biri hızlı nüfus artışıdır. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en yüksek nüfus artış oranına sahip ülkelerden biridir. Birleşmiş Milletler'in yaptığı nüfus tahminlerine göre, Türkiye nüfusunun 2025 yılında 92 milyona yükselmesi bekleniyor. Bu durum ülkemizin bugün olduğu kadar, gelecekte de çevre sorunlarıyla karşılaşacağını göstermektedir.

Çevre sorunlarından biri olan hızlı nüfus artışı beraberinde plansız kentleşmeyi getirmektedir. Artan nüfusun iyi yaşam alanı ihtiyacının giderilmesi için oluşturulan kentsel yaşam alanları kentsel sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.  Bu çevre sorunları birbirlerine bağlı birinin etkisi ile diğerini ortaya çıkaran çevre sorunlarıdır. 

Çevre sorunlarının başında değerlendireceğimiz kentsel çevre sorunu; temel insan gereksinimi olan barınma ve konut sorununun gecekondulaşma ve betonlaşma yoluyla çözümlenmesi sonucu ile ortaya çıkmaktadır. Diğer yandan bu düzensiz ve plansız kentleşme; alt yapı gibi kanalizasyon sorunlarının ve katı atıklarının toplanması ve depolanması sorunlarını beraberinde getirmektedir. Çevre sorunlarından biri olan plânsız kentleşme ve alt yapı yetersizlikleri insanları önemli çevre sorunlarıyla karşı karşıya getirmektedir. Betonlaşmanın ve gecekondulaşmanın yarattığı önemli çevre sorunlarının ve bu sorunların yol açtığı toplumsal sonuçların önemi ve içeriği üzerinde yapılan çalışmalar  ülkemizde şu an yetersiz durumdadır. Yerel yönetimler çevre sorunlarının çözümlenmesi konusunda yeterli projeler üretmemektedirler. Çünkü çevre sorunlarından bazılarının çözümlenmesi göze hitap etmemektedir.  

Plansız kenteleşmenin bir sonucu olarak plansız endüstrileşme ortaya çıkmaktadır. Çevre sorunları içinde yeterli alt yapısı ve organizasyonu oluşturulmamış endüstri ve sanayi alanları önemli çevre kirliliklerinin yaşanmasına neden olmaktadır.

Bu alanlardan çıkan atıkların düzenli bertaraf edilmemesi ve denetimin düzenli yapılmaması sorunların her geçen gün büyümesine ve çözümlenemez olmasına yol açmaktadır. 

Ülkemizde özellikle büyük şehirlerde kalitesiz yakıt kullanımından dolayı hava kirliliği büyük boyutlara ulaşmıştır. Son yıllarda doğal gaz kullanımın yaygınlaşması ile hava kirliliğinde azalmalar görülmeye başlanmıştır. Özellikle sanayiden kaynaklı hava kirliliği artmaktadır.

Ülkemizde, belediyelerin üzerlerine düşen görevleri yerine getirmemeleri nedeni ile düzenli çöp depo alanlarının oluşturulmamış olması ve arıtma tesislerinin zamanında kurulmamış olması çevre sorunlarının artmasına neden olmuştur.

Düzenli ve her türlü alt yapı sistemine sahip organize sanayi bölgelerinin oluşturulmamış olması çevre sorunlarında sanayi payının büyük olmasına neden olmuştur.


 Tarım alanlarında düzensiz ve fazla ilaç kullanımı toprak kirliliği sorunlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.Toprak kirliliğide bir çevre sorunu olarak ele alınmalıdır.  

Geri dönüşümün yaygınlaştırılmamış olması çevre kirliliği oluşturan plâstik maddeler, cam ürünleri ve metalik maddeler gibi katı atıkların bertarafında sorunların yaşanmasına neden olmuştur.

Küresel ısınmayı önlemek için karbon salımlarının sınırlandırılmasının büyük önem arz ettiği bir dönemde Türkiye toplam karbondioksit salımında, 2005 yılı verilerine göre, Avrupa Birliği ülkeleriyle karşılaştırıldığında yıllık 215,9 milyon tonla yedinci sırada, Sanayi sektörü salımlarında ise ilk sırada yer almaktadır.

Türkiye`de üretilen tehlikeli atık miktarı belirsiz ve sanayide üretilen ve kullanılan kimyasallar ve ortaya çıkan atıkların niteliği ile ilgili hiçbir envanter çalışması bulunmamaktadır. Ancak son yılarda yapılan çalışmalarla envanter kayıtları oluşturulmaya başlanmıştır.

Su kaynakları giderek azalmakta olup, 20 yıl önce kişi başına 4 bin metreküp su düşerken, bugün 1400 metreküp su düşmektedir. Türkiye "su yoksulu" ülkeler arasında yer almaya başlamıştır.

Ülkemizde biyoçeşitlilik çeşitli şekillerde toprağın bozulması ve doğal kaynakların yok olmaya başlaması yüzünden tehdit altındadır. Korunan alanın tüm alanlara oranı sadece %1 oranındadır.

Erozyon sonucunda yılda 500 milyon ton verimli toprak kaybedilmektedir. Her yıl 80-100 bin dönüm orman yanarak, 5-7 bin dönüm orman ise tarla açma ve yerleşme sebebiyle yok olmaktadır.  

Çevre Sorunlarının Çözümünde Acilen Yapılması Gereklenler
• Etkin bir çevre denetim sistemi oluşturulmalıdır.
• Gelecek nesillerin iyi bir çevre eğitimi ile yetiştirilmesi sağlanmalıdır.
• Çevre sorunlarının çözümü için sivil toplum kuruluşlarının sayısı artırılmalı
• Sivil toplum örgütleri ile kamu kuruluşları ortak çalışmalar yürütmelidir.
• Plansız kentleşmeler yerine planlı şehir alanları oluşturulmalıdır.
• Ormanların çoğaltılması ve korunması sağlanmalıdır.
• Düzenli ve çevreci organize sanayi bölgeleri oluşturulmalıdır.
• Çöplerin kaynağında ayrıştırılması için çalışmalar yapılmalıdır.
• Kaliteli yakıtların kullanılması sağlanmalıdır.
• Çevre sorunlarının önlenmesi için devlet tarafından etkili yasalar oluşturulmalıdır.
• Çevre Ve Orman Bakanlığının kadrosu güçlendirilerek daha etkin çalışması sağlanmalıdır.
• Yerel yönetimlerin asli görevleri çevre sorunlarının çözümlenmesi olmalıdır.
• Çevre konusunda yapılacak yatırımlar için teşvik uygulamları başlatılmalıdır.

12 Şubat 2015 Perşembe

Ekosistem

Ekosistem, belirli bir kısımda bulunan canlılar ile bunları saran cansız çevrelerinin karşılıklı ilişkileri ile meydana gelen ve süreklilik arz eden ekolojik sistemlere ekosistem denir. Ekosistem aynı zamanda bir besin ağı ile şekillenmektedir. Ekosistem, küresel ölçekte bir düzeni ifade etmekle beraber yerel ve korunaklı bir sistemin varlığına da atıfta bulunabilir.

Karşılıklı olarak madde alışverişi yapacak biçimde birbirlerine etki yapan organizmalarla (biyotik), bitki ve hayvanların birbirine eklemlendiği ve ayrıca kaya, toprak gibi fiziksel çevre faktörlerinin (abiyotik) bir arada bulunduğu herhangi bir doğa parçası bir ekosistemdir.

Ekosistem yaklaşımı, bireysel organizmalar ya da topluluklardan çok tüm alanın işlevlerinin nasıl olduğuyla ilgilenir. Bir alandaki organizmalar ve cansız çevreleriyle olan ilişkilerine bakar. Bir ekosistem, temel olarak abiyotik maddeler, üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılardan oluşur. Ekosistemlerde yaşam, enerji akışı ve besin döngüleriyle sürer. Açık bir sistem olan ekosistemde, enerji ve besin giriş-çıkışı süreklidir. Sistem kuramı, ekolojik bakış açısının sosyolojik boyutunu ele almaktadır. Ayrıca sibernetik disiplini, canlılarda kontrol ve iletişim boyutuyla kaynağını yine ekosistemde bulmaktadır.

Ekoloji

Ekoloji (veya çevre bilimi ya da çevrebilim), canlıların birbirleri ve çevreleriyle ilişkilerini inceleyen bilimdir. Ekosistemse canlı ve cansız çevrenin tamamıdır. Ekosistemi de abiotik faktörler (toprak, su, hava, iklim gibi cansız faktörler) ve biyotik (üreticiler, tüketiciler ve ayrıştırıcılar) faktörler olmak üzere iki faktör oluşturur.

Bu tanımlamadaki organizmalar; diğer bir deyim ile canlılar veya canlı çevre, insan, hayvan ve bitkilere ait bireyleri veya bunlardan oluşmuş toplulukları ifade etmektedir. Tanımlamanın içinde geçen organizmaların içinde yaşadıkları ortam deyimi ise cansız çevre olarak da ifade edilir ve hava, su, toprak, ışık gibi faktörleri kapsar. Ekolojinin anatomi, bitki beslenmesi, botanik, fizik, fizyoloji, klimatoloji, kimya, jeoloji, jeomorfoloji, meteoroloji, morfoloji, patoloji, pedoloji ve zooloji gibi bilim dalları ile yakın ilgisi vardır.

Araştırma konusu, yöntemi ve amaçlarındaki bazı özellikleri yardımıyla çevre bilimi diğer doğa bilimlerinden ayırma olanağı vardır. Ekoloji, bütün canlılar için ortak olan ve canlılar üzerinde etki yapabilen temel konularla ilgilenir. Diğer bir ayırıcı özelliği ise ekolojinin bir canlıya ait belirli organları ve bu organlardaki hayat süreçlerini değil, canlıların içinde bulundukları hayat ortamı ve diğer canlılarla olan karşılıklı ilişkilerini incelemesidir.

Doğal çevre

Çevre, insanların ve diğer canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları, fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortam ve içinde yaşadığımız doğal ortamdır.

Yani kısaca canlı varlıkları etkileyen dış tesirlerin tümüne çevre denir. Çevre geleceğimiz icin çok önemli katkılarda bulunur. Eğer çevremizi kontrol altında tutamazsak, bu bizim için ilerde pişman olunacak bir duruma gelir.

Yaşam ve çevre birbirlerine bağlı iki önemli unsurdur.

İnsan yaşamı ve doğal yaşam çeşitli dengeler üzerine kurulmuştur. İnsanın çevreyle oluşturduğu ilişki en büyük dengelerden biridir. Bu sistemler arasındaki ilişkiler çoğunlukla kişiler tarafından fark edilmeyecek kadar uzun ilişki halkalarıyla birbirine bağlı ve uzun süreli olabilmektedir.

Bu doğal sistemlere dışarıdan gelebilecek etkiler sonucu doğal dengeyi oluşturan zincirin halkalarında meydana gelen kopmalar zincirin tamamını etkileyerek bu dengenin olumsuz yönde etkilenmesine neden olacaktır.

11 Şubat 2015 Çarşamba

İnsanlık Geleceğiyle mi Oynuyor?

İ k l i m  D e ğ i ş i y o r
 (TUBİTAK Bilim ve Teknik, Temmuz 2000 - Çağlar Sunay -)
            İnsanlığın yerleşik yaşama geçişinden bu yana, dünya iklimi neredeyse değişmeyen bir gidiş izliyor; sıcaklıklarda herhangi bir ciddi değişim olmuyor. Bu nedenle bizler de gerek hava sıcaklıklarının gerekse iklim desenlerinin dünya tarihi boyunca hep aynı kaldığını, değişmediğini düşünüyoruz. Ne var ki iklimbilimcilerin bulguları hiç de böyle olmadığını gösteriyor. Gerçekte dünya iklim sistemi, durgun bir yapıda olmaktan çok uzak. Yüzlerce milyon yıllık sıcak dönemler, bunların ardından gelen onlarca milyon yıllık soğuk dönemler; soğuk dönemlerin içinde yüz bin yıllık periyodlarda ve yaklaşık on bin yıl süren ılık vahalar ve bunların içinde de onlarca ya da yüzlerce yıl süren görece hafif, soğuklu sıcaklı birçok dönem var. Kısacası dünya zaman zaman değişen sürelerle hem ısınıyor hem de sonra yeniden soğuyor.
    Örneğin son bir milyar yıl içinde yaklaşık 250 milyon yıl süren sıcak dönemlerin ardından gelen dört büyük soğuk dönem oldu. Sıcak dönemlerde, dünyanın ortalama sıcaklığının 22°C kadar olduğu sanılıyor; bugünkünden 7°C daha fazla! Bu dönemlerde kıtalar bugünkü yerlerine oturmamıştır. Karaların iç bölgelerinde ılık ve sığ denizlerle bataklıklar vardır; deniz düzeyleri yüksektir, kutuplarda buz bulunmaz; oraları da bitkiler ve ormanlarla kaplıdır. Bu sıcak dönemler, bir süre sonra soğuk ama daha kısa süren dönemlerle kesiliyorlar. Bu köklü iklim değişimi de birkaç yüz yıl gibi kısa bir sürede oluyor.
    Gezegenimiz, son olarak, yaklaşık elli milyon yıl önce soğuk bir döneme girdi. Aslında su anda hala onun içindeyiz. Bu dönemde hava sıcaklıkları düştü, kutuplardan başlayarak orta enlemlere değin uzanan buz tabakaları kapladı dünyayı. Canlıların doğal yaşam alanları değişti. Yeni koşullara uyum sağlayamayan türler yok oldu; yeni türler ortaya çıktı. Bu soğuk çağda, yüz bin yıl arayla görülen ve yaklaşık on bin yıl süren kısa dönemlerin dışında dünya sürekli soğuk oldu.
    Peki bu periyodik ısınma ve soğumaların nedeni nedir? 250 milyon yıllık sıcak ya da yüz bin yıllık soğuk dönemlere yol açan güçlü etkiler nelerdir? iklimbilimciler de çok uzun zamandır bu sorulara yanıt arıyorlar, ilk soruya daha yanıt bulabilmiş değiller. Ancak ikincisi için bazı ipuçları var.
    1930'lu yıllarda Sırp bilim adamı Milutin Milankoviç, Dünya'nın Güneş çevresindeki elips biçimli yörüngesinin, 95 000 yılda bir basıklaştığını gösterdi. Bu periyod akla hemen, yüz bin yıllık buz çağlarını getiriyor. Yörüngedeki bu değişimin yanı sıra Milankoviç, Dünya'nın ekseninde de 41 000 yıllık periyodu olan doğrusal bir kayma ile 23 000 yıllık periyodu olan dairesel bir sapma daha olduğunu buldu. Günümüz bilim adamları Dünya'nın bu hareketlerim bilmekle birlikte, bunların Dünya'nın değişken iklimiyle olan ilişkisini daha tam olarak kuramadılar.
    Kimi iklimbilimciler, kıta kayma hareketlerinin ve dağ oluşumlarmın iklim değişimlerinde bir etkisi olabileceğini düşünüyor. Çünkü bu tür hareketler okyanuslardaki akıntı sistemlerini ve atmosferdeki rüzgarları etkiler. Kimi bilim adamları da yanardağ etkinliklerindeki periyodik bir aşırılığın iklim sistemini etkileyebileceğini savunuyorlar. Yanardağ patlamalarıyla atmosfere çok büyük miktarlarda toz yükselir. Bu tozlar, güneş ışınlarının geçişini engelleyen bir tabaka oluşturur ve böylece dünyanın sıcaklığı da düşer. 1991'de Filipinler'deki Pinatubo yanardağının patlaması yüzünden bir yıl boyunca dünyanın ortalama sıcaklığı 1°C kadar düşmüştü. Bunlardan başka Güneş lekeleriyle iklim olayları arasında bir ilişki arayan bilim adamları da var. Gerçekten de Güneş'in manyetik alanındaki değişimler ve Güneş lekeleri, yayılan enerji miktarını etkiler. Bu da doğal olarak Dünya'nın aldığı enerji miktannın değişmesine yol açar.
    Soğuma ve ısınmaların nedenleri daha anlaşılabilmiş değil; ama son bir milyon yılda dünyayı en azından dokuz kez buz tabakalarının kapladığı biliniyor. Bugün aslında, bundan elli milyon yıl önce başlamış olan soğuk dönemin içindeki kısa süreli sıcak vahalardan birindeyiz: Büyük bir olasılıkla da vahanın sonu görünmeye başladı. Amerika ve Avrupa'nın ortalarına değin gelen buz tabakaları, bundan 18 000 ile 14 000 yıl önce çekilmeye başladılar. Buzların çekilmesi ısınmanın ilk belirtileriydi. Bu kısa ılık dönemin en yüksek sıcaklıklarına 8000 yıl kadar önce ulaşıldı; hava bugünkünden yalnızca 1-2°C daha sıcakti. Dört bin yıl kadar önce sıcaklık düşüşleri başladı. Tabii ki arada kısa süreli görece ılık dönemler oldu. Örneğin bin yıllarındaki böyle bir ısınma sırasında, Vikingler Izlanda'ya ve o zamanlar yeşil olan Grönland'a gidip koloniler kurdular; hatta Amerika'ya bile gittiler. Ama sonra soğukların geri gelmesiyle Grönland buzla kaplandı ve koloniler de çöktü.


    Bilim adamlarına göre dünya şu anda artık soğuma eğiliminde olmalı. Ancak son yüz elli yıllık gözlemler, bir şeylerin sanki ters gittiğini gösteriyor. On dokuzuncu yüzyılın ortalarından 1940'a değin, dünyanın özellikle kuzey yarım küresinde belirgin bir ısınma gözlenmişti. Sonra, 1940'tan başlayıp 1960'lı yılların sonuna değin süren yaklaşık 0,25°C'lik bir soğuma yaşandı. Bu dönemde Alaska ve İskandinavya'daki buzulların geri çekilmesi durdu. Hatta isviçre'dekiler ilerlemeye bile başladılar. Ne var ki 1970'li yıllarda dünya yeniden ısınmaya başladı. Kasım 1976'da iklimbilimci Dr. Wallace S. Broecker "Yirmi-otuz yıl sürecek, hızlı bir ısınma döneminin başında olabiliriz. Eğer doğal soğuma eğilimi sona erdiyse, küresel sıcaklık büyük bir artış gösterecektir... bu ısınma 2000 yılında, dünyanın ortalama sıcaklığını son bin yılın en üst düzeyine çıkartabilir" demişti. Bugünkü durum ortada: Ağaç halkaları, buz örnekleri, mercanlar ve okyanus tabanlarından alınan örnekler üzerinde yapılan incelemeler, 1997 yılının son 1200 yıllık dönem içindeki en sıcak yıl olduğunu ortaya koydu. 1998 ise 1997'den bile daha sıcak geçti.

Çevre Kirliliği

Çevre kirliliği veya kirlenmesi şu şekilde tanımlanmaktadır: Bütün canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen, cansız çevre öğeleri üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin; hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayıdır. Veya ?Çevre kirliliği, ekosistemlerde doğal dengeyi bozan ve insanlardan kaynaklanan ekolojik zararlardır.?
Çevre Kirliliğinin Nedenleri
Çeşitli kaynaklardan çıkan katı, sıvı ve gaz halindeki kirletici maddelerin hava, su ve
toprakta yüksek oranda birikmesi ile çevre kirliliği meydana gelmektedir.
 Başlıca kirleticiler şunlardır.

Başlıca kirlilik çeşitleri ise şunlardır: Hava kirliliği, su kirliliği, toprak kirliliği, gürültü kirliliği ve radyoaktif kirlilik. Bunlar hakkında özet bilgiler aşağıda verilmiştir.

Hava Kirliliği
Atmosferde toz, duman, gaz, koku ve saf olmayan su buharı şeklinde bulunabilecek
kirleticilerin, insanlar ve diğer canlılar ile eşyaya zarar verebilecek miktarlara yükselmesi,
?Hava Kirliliği? olarak nitelenmektedir. Havayı kirleten maddelerin sınır değerleri (havada
zararlı olmayacak derecedeki en yüksek değerleri), her ülkenin ilgili kuruluşları tarafından
yönetmeliklerle belirlenir.
Kirletici maddelerin niteliğine göre, canlılara vereceği zarar şekil ve dereceleri de
değişir.
Hava kirliliğine karşı alınabilecek önlemler, kirlilik kaynağına göre (fabrika, termik
santral, konutlar, taşıt araçları) çok çeşitlidir.
Bu önlemler başta eğitim alınmak üzere teknik, hukuksal önlemler olmak üzere başlıca
3 grupta toplanabilir.
Su Kirliliği
Su kirliliği, istenmeyen zararlı maddelerin, suyun niteliğini ölçülebilecek oranda
bozmalarını sağlayacak miktar ve yoğunlukta suya karışma olayıdır.
Konutlar, endüstri kuruluşları, termik santraller, gübreler, kimyasal mücadele ilaçları,
tarımsal sanayi atık suları, nükleer santrallerden çıkan sıcak sular ve toprak erozyonu gibi
süreçler ve maddeler su kirliliğini meydana getiren başlıca kaynaklardır. Bunların hepsi
doğrudan doğruya veya dolaylı olarak canlı ve cansız varlıklara zarar vermektedir.
Suların kirlenmesine karşı alınabilecek önlemler iki grupta toplanabilir:
(1) Su kullanımında tasarruf sağlayacak önlemler (ev idaresi, tarımsal sulama,
sanayide su kullanımı vb.).
(2) Suları temizleyen teknik önlemler.
Birinci gruba giren önlemler, atık kirli su miktarını azaltmayı öngörmektedir. Teknik
önlemler ise, suyun kirlenmesini ve kirlenmiş suların arıtılmasını sağlarlar.
Toprak Kirliliği
?Toprağın verim gücünü düşürecek, optimum toprak özelliklerini bozacak her türlü
teknik ve ekolojik baskılar ve olaylar?, toprak kirliliği veya toprak kirlenmesi olarak nitelenir.
Toprak kirlenmesi, hava ve suları kirleten maddeler tarafından meydana getirilir.
Örneğin, kükürtdioksit oranı yüksek olan bir atmosfer tabakasından geçen yağmur
damlacıkları ?asit yağışları? halinde toprağa gelir. Toprak içine giren bu asitli sular ağaç
köklerini, bitkisel ve hayvansal toprak canlılarını zarara uğratır. Toprağın reaksiyonunu
etkileyerek besin maddesi dengesini bozar, taban sularını içilmez hale getirir. Aynı şekilde
çöp yığınlarından toprağa sızan sular, kirli sulama suları, gübre çözeltileri, radyoaktif
maddeler, uçucu küller, toprağı kirleten madde ve kaynaklardır.
Toprak kirliliğini önlemek için çok çeşitli teknik, ekolojik ve hukuksal önlemler alınır.
Bu konuda daha geniş bilgi edinmek için, bakınız Çepel (1997, s.1 ? 112).

Radyoaktif Kirlenme
Nükleer enerji santralleri, nükleer silâh üreten fabrikalar , radyoaktif madde artıkları
radyoaktif kirlenme yaratan başlıca kaynaklardır. Radyoaktif maddeler yaymış oldukları
elektronla hava, su, toprak ve bitkilere zarar verir. Radyoaktif maddeye sahip (radyasyonlu)
hayvansal ürünler (et, balık, süt, vb.) ve bitkiler, bu zararlı maddeyi besin zinciri ile insanlara
ve diğer canlılara taşır. Bunun sonucunda bağışıklık mekanizmasını felce uğratmak, organları
zedelemek gibi tedavisi olanak dışı olan hastalıklar meydana getirirler.
Gürültü Kirliliği
?Gürültü Kirliliği? denince, ?insanlarda sağlık bakımından geçici bir zaman için
veya sürekli olarak zarar meydana getiren sesler? anlaşılır.
Gürültü kirliliği yaratan başlıca kaynaklar şunlardır: ulaşım araçları, sanayi
kuruluşları, sosyal donatım, eğlence araçları.
Gürültü insanların sinir sistemlerinden, kan dolaşım sistemlerine ve kas gerilimlerine
kadar çok çeşitli zararlar meydana getirir.
Gürültü zararlarına karşı teknik ve biyolojik önlemler alınabilir. Bunlar tamamen özel
konular olduğundan ayrıntıya girilmeyecektir.
Buraya kadar, çeşitli çevre kirliliği olayları özet olarak açıklanmaya çalışılmıştır.
Genel anlamda çevre kirliliğine karşı alınabilecek önlemler çok çeşitli olup, bunların en
önemlileri bir çizelge halinde verilmiştir.Çevre Kirliliğine Karşı Alınabilecek Önlemler.

Prof. Dr. Necmettin ÇEPE
Celal ERGÜN

BİR ALYANS İÇİN 3 TON ZEHİRLİ ATIK...

TEMA Vakfı Yayınları'ndan çıkan "Dünyanın Durumu 2004" raporlarını yorumlayan Hayrettin Karaca'nın saptamaları:

Dünyada makyaj malzemesi için yapılan harcama 18 milyar dolar. Dünyadaki tüm kadınların üreme sağlığı için gerekli para 12 milyar dolar.
Avrupa ve ABD'de evde beslenen hayvanların mamasına harcanan para 17 milyar dolar. Dünyada açlığın ve yetersiz beslenmenin sona erdirilmesi için gerekli para 19 milyar dolar.
Parfüme harcanan para 15 milyar dolar. Evrensel okur-yazarlığın sağlanması için gereken yıllık ek yatırım 5 milyar dolar.
Kurvaziyer seyahatlerine harcanan para 14 milyar dolar. Dünyada herkese temiz içme suyu sağlanması için gerekli para 10 milyar dolar.
Avrupa'da dondurmaya harcanan para 11 milyar dolar. Her çocuğun aşılanması için gerekli miktar 1,3 milyar dolar.
Satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300 bin ton atık üretilir. Başka bir deyişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3 tondur. Bu atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddeler içerir.

5 Şubat 2015 Perşembe

Nüfus artışı, yaşam standardının yükselmesi, şehirleşme, tüketim maddelerinin çeşitlenmesi gibi nedenlerle atık maddeler giderek artmaktadır. Belli bir orandaki atıkları ekosistem birkaç yıl veya daha uzun sürede temizleyebilmektedir. Ancak atık sayısı ekosistemlerin temizlenme gücünün üzerine çıkmıştır.

Atıklar, sıvı katı ve gaz olmak üzere üç başlık altında incelenebilir.

1. Katı Atıklar

Evrensel Atıklar: Yiyecek atıkları, bahçe atıkları, cam, seramik, metal parçaları, konserve ve meşrubat kutuları, ambalaj maddeleri, plastikler, gazete, dergi ve mecmua, baca külleri, elbise ve kumaş parçaları vs.

Şehir Atıkları: İnşaat malzemeleri atıkları, sokak temizleme atıkları, hurda araçlar, arıtma çamurları vs.

Endüstri Atıkları: Sanayi faaliyetleri sonucu ortaya çıkan atıklardır.

Tarım Atıkları: Tarımsal faaliyetler sonucu ortaya çıkan atıklar.

Bu atıkların miktarı ve özellikleri bölgenin veya şehrin sosyoekonomik seviyesi, beslenme alışkanlıkları gibi faktörlere bağlı olarak değişir. Günümüzde katı atıkların toplanması, taşınması, depolanması ve zararsız hale getirilmesi büyük önem kazanmıştır.

Uygun şekilde depolanmış çöpler, yeraltı ve yüzeysel su kirliliğine, haşerelerin üremesine, kötü kokuların yayılmasına, görüntü kirliliğine ve mikropların yayılmasına sebep olmaktadır. Atıklar içerisindeki cam ve plastik malzemelerin ayrışması uzun yıllar alacağından kalıcı olarak toprağın kirlenmesine neden olmaktadır. Bazı ülkeler atıklarını üstüne para vererek az gelişmiş ülkelere satmaktadır.

Ülkemizdeki ilk çöp faciası 28 Nisan 1993 yılında İstanbul’un Ümraniye ilçesinde meydana gelmiştir. Yaklaşık 20 yıldır çöp dökümü yapılan sahada patlama olmuş, 39 kişi hayatını kaybetmiştir.

Çevreye bırakılan katı atıklardan; plastik şişe 1000 yılda, alüminyum kutu 10-100 yılda, plastik kaplı süt kutuları 5 yılda, portakal kabuğu 6 ayda, sakız 5 yılda, pil 100 yılda, plastik torba 10-20 yılda, kağıt 2-5 ayda, cam şişe 4 bin yılda ayrışabilmektedir.

2. Sıvı Atıklar

Kanalizasyon atıklarına atık su denmektedir ve su kirliliğindeki en önemli kirleticidir. Sıvı atıkların sularda oluşturduğu kirlilik ve etkileri:

Fiziksel Etkiler: Suyun sıcaklık, tat, koku gibi özellikleri değişir. Yüksek sıcaklıktaki fabrika suları nehirlere bırakıldığında nehirlerin sıcaklığını yükseltir. Sıcaklığı artan suyun oksijen miktarı azalır ve ekolojik denge bozulur.

Kimyasal Etkiler: Kurşun, civa gibi metaller suda birikir. Organik ve inorganik maddeler sularda birikir.

Biyolojik Etkiler: Organik atıkların etkisiyle su kaynaklarında üreyen algler, bakteriler ve küfler oluşur. Bunlar da sulardaki oksijeni azaltırlar.

3. Gaz Atıklar

Nükleer santraller, taşıtlar, sanayi tesisleri çöp depolama alanları, fosil yakıt kullanımı ve yangınlar gaz atıkların kaynaklarını oluşturur.

Atıkların çevresel etkileri;

Yangınlar ve patlamalar
Küresel ısınma
Hava kirliliği
Bitki örtüsünün zarar görmesi
Yeraltı suyu kirliliği
İstenmeyen kokulardır.