Our social:

Latest Post

Coğrafya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Coğrafya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2015 Cuma

Akarsular, Yeraltı Suları ve Özallikleri Test Soruları

Soru 1. Çöküntü havzaları içinde oluşan büyük göller aşağıdaki bölgelerin hangisinde yaygın olarak görülür?
A)       Doğu Afrika
B)      Kuzey Amerika
C)      Asya’nın batısı
D)      Kuzeybatı Avrupa
E)      Güney Amerika

Soru 4. Bir akarsudan sulama amacı ile yılın ancak belli bir kesiminde yararlanılabiliyorsa, bu durum akarsuyun öncelikle hangi özelliği ile ilgili olabilir?
A)       Rejimiyle
B)      Akımıyla
C)      Hızıyla
D)      Eğimiyle
E)      Yüküyle

Soru 5. “Türkiye’de akarsular, saniyede akıttıkları toplam su miktarı bakımından fazla zengin sayılmaz. Ancak enerji potansiyeli bakımından oldukça zengindir.”
Bu durum aşağıdakilerden hangisine kanıt olabilir?
A)       Akarsu yataklarında eğimin fazla olduğuna
B)      Akarsu havzalarının geniş olduğuna
C)      Akarsuların kar suyuyla beslendiğine
D)      Akarsu rejimlerinin düzensizliğine
E)      Akarsuların sık sık yatak değiştirdiğine.

Soru  6. Akarsulardan;
I.         Ulaşım
II.        Turizm
III.      Enerji üretimi
IV.     Sulama ve kullanma suyu sağlama alanlarında yaralanılabilir.
Türkiye’deki akarsulardan bu alanların en çok hangilerinden yararlanılmaktadır?
A)  I ve II           B)  I ve III            C) I ve  IV
D) II ve III          E) III ve IV

Soru 7. Çok kısa bir süre içinde birden bire kabararak coşkun bir şekilde akan, sonra kuruyacak duruma gelen akarsulara “sel rejimli” akarsular denir. Bölgelerin yağış rejimi göz önüne alındığında, sel rejimli akarsuların daha çok hangi bölgede görülmesi beklenir?
A)       İç Anadolu Bölgesinde
B)      Marmara Bölgesinde
C)      Ege Bölgesinde
D)      Karadeniz Bölgesinde
E)      Doğu Anadolu Bölgesinde

Soru 8. Aşağıdaki göllerden hangisi volkanik set gölü sınıflandırmasına girer?
A)       Van Gölü
B)      Yedi Göller
C)      Tuz Gölü
D)      Uluba Gölü
E)      Abant Gölü

Soru 9. Aşağıdaki göllerden hangisi karstik kökenli bir göldür?
A)       Van Gölü
B)      Tuz Gölü
C)      Salda Gölü
D)      Eğirdir Gölü
E)      Manyas Gölü

Soru 10. Aşağıdaki göllerden hangisi alüviyal set gölüdür?
A)       Tuz Gölü
B)      Mogan Gölü
C)      Kuş Gölü
D)      Beyşehir Gölü
E)      Hazar Gölü

Soru 11. Türkiye’deki akarsuların üzerinde taşımacılık yapılamıyor.
Bu durumun oluşmasında:
         I.      Yatak eğimlerinin fazla olması
        II.      Akarsu uzunluğunun yetersiz olması
      III.      Denge profiline ulaşamamış olması
      IV.      Sulama amacıyla kullanılıyor olması
gibi faktörlerden hangileri daha fazla etkilidirler?
A)       I ve II
B)      II ve III
C)      III ve IV
D)      II ve IV
E)      I ve III

Soru 12. Türkiye’deki akarsular için aşağıdaki saptamalardan hangisini yaparsak yanlış olur?
A)       Denge profiline ulaşmamıştır
B)      Rejimleri düzensizdir
C)      Ulaşıma elverişli değildirler
D)      Yatak eğimleri azdır
E)      Enerji potansiyelleri fazladır

Soru 13. Ege ve Akdeniz Bölgesi akarsularının debisi yaz aylarında önemli miktarda azalır. Böyle bir durumun oluşmasının temel sebebi aşağıdakilerden hangidir?
A)       Yağışın şekli
B)      Akarsu yatak eğimi
C)      Akarsu boylarının uzunluğu
D)      Bölgelerin yağış rejimleri
E)      Yağışların biçimi

Soru 14. Akdeniz ve Karadeniz Bölgesi akarsularının boyları kısa iken, Ege Bölgesi akarsularının boylarının uzun olmasının temel sebebi nedir?
A)       Yatak eğimleri
B)      Dağların uzanış doğrultusu
C)      Yıllık yağış miktarı
D)      Yağış rejimleri
E)      Kayaçların yapısı

Soru 15. Akarsuların rejimlerini etkileyen en önemli unsur aşağıdakilerden hangisidir?
A)       Yağışın miktarı
B)      Yağış rejimi
C)      Akarsuyun uzunluğu
D)      Yatak eğimi
E)      Debisi

Soru 16. Aşağıdakilerden hangisi bir akarsuların debisi üzerinde etkili değildir?
A)       Yağışın miktarı
B)      Bitki örtüsü
C)      Kar ve buz erimesi
D)      Buharlaşma miktarı
E)      Yatağının yapısı

Soru 17. Aşağıdakilerden hangisi akarsuların aşındırma faaliyetleri sonucunda oluşmuştur?
A)       Dağ eteği ovası
B)      Falez
C)      Birikinti konisi
D)      Delta
E)      Dev kazanı

Soru 18. Aşağıdakilerden hangisini oluşumunda akarsular etkili olmamıştır?
A)       Moren
B)      Kırgıbayır
C)      Peribacası
D)      Dev kazanı
E)      Menderes

Soru 19. Aşağıdaki akarsularımızdan  hangisi karma rejimli bir akarsudur?
A)       Gediz
B)      Susurluk
C)      Dicle
D)      Göksu
E)      Çoruh

Soru 20. Aşağıdaki yer şekillerinden hangisinin oluşabilmesi için eğimin azalması gerekmektedir?
A)       Çentik vadi
B)      Menderes
C)      Peribacası
D)      Seki
E)      Asılı vadi

CEVAP ANAHTARI

1.C   4.A   5.A   6.E   7.A   8.A   9.C   10.B   11.E   12.D   13.D   14.B   15.B   16.E   17.E   18.A   19.C   20.B

1 Mart 2015 Pazar

Sağlık coğrafyası

Sağlık coğrafyası, mekandan kaynaklanan tüm sağlık problemleri toplum, yer ve zaman yönleriyle inceleyen ve nedenlerini araştıran, hastalıkların önlenmesinde çözüm yöntemleri sunan, Beşeri coğrafyanın alt dalıdır. Sağlık coğrafyası disiplinlerarası çalışma konularından biridir. Genel olarak, sağlık ile ilgili konuların ve sorunların incelendiği ve araştırıldığı, bunların insanı etkileyen yönlerinin tartışıldığı ve varsa sorunlar için önerilerin dile getirildiği bir daldır.

Sağlık çalışmalarında önce veri toplanır. ikinci aşamada veriler düzenlenir ve daha sonra ise bunlar harita, grafik ve tablolara aktarılarak mekanda ve zamanda dağılış yapılır ve neden sonuç ileşkisi kurularak senteze ulaşılır.

Mesela bir hastalığın bir il bazında dağılışı veya ülke bazında dağılışı yapılır. Burada hastalığın yoğunlaştığı sahalara ayrıntılı olarak bakılır ve bunun olası nedenleri araştırılır.

Bir hastalığın belli bir alanda görülmesinde mekana bağlı nedenler şunlar olabilir: Fiziki sebepler:sıcaklık, yağış, rüzgar, enlem, basınç vb. Kimyasal sebepler; Arazideki kayaç yapısı, bileşimi, mineral yapı ve oranları. Biyolojik sebepler; ortamdaki mantarlar, asalaklar, mikroorganizmalar. Hidrografik sebepler: suyun yeterliliği, kirliliği.Beşeri sebepler, hastane eksikliği, doktor ve hemşire azlığı, yetersiz beslenme şartları, ekonomik sebeplerden; madende çalışma, endüstri kuruluşunda çalışmadan kaynaklanan hastalıklar. Bu işlemler yapıldıktan sonra kesin neden ortaya konur ve çözüm önerileri yapılır. Bu türden çalışmalar ülkemizde oldukça sınırlıdır.

Hipokrat'ın yazdığı Hava, Su ve Yer (M.Ö 400) kitabı Sağlık coğrafyası ile ilgili ilk kaynak kabul edilir. Türkiye'de henüz cumhuriyet ilen edilmeden, Milli Mücadele yıllarında konu ile ilgili araştırmalar başlamıştır. 'TMBM Hükümeti Sağlık Bakanlığı' 1922 başlayıp 1938 yılında bitirilen 22 kitaptan oluşan Türkiye'nin Sıhhi-i ve İçtimai Coğrafyası dizi kitabını hazırlatmıştır.

Türkiye'de yapılan bazı çalışmalar: Ege bölgesinde endemik guatrın incelenmesi (1977), sulardaki iyot miktarıyla guatır arasındaki ilişki (1982), asbest ve eriyonitin göğüs hastalıklarına tesiri (1987), Kırka'da Bor mineralinin halk üzerindeki etkisi (2002)

25 Şubat 2015 Çarşamba

Doğal Unsurlar

Coğrafya , doğal  çevre  ile  insan  arasındaki  ilişkiyi  inceleyen , sonuçlarını ortaya  koyan  bilim  dalıdır.  
 Coğrafyanın  konusu  insan  ile  çevresi  arasındaki  karşılıklı  ilişkilerdir.

                Çevremizde  insan  ve  insanların  oluşturduğu unsurların  dışında  kalan  her şeye  DOĞAL  UNSUR   denir. Başlıca  doğal  unsurlar ; sıcaklık , rüzgar , nem , hava , yağmur , kar , dolu , bulut , kayaçlar , bitkiler , hayvanlar , toprak , akarsu , dağ , ova  göl , dalgalar , mağara  v.b.’dir.

                Dünyanın değişik  bölgelerinde  yaşayan  insanların  beslenme , giyinme ve barınma  şekillerine  baktığımızda        
büyük  farklılıklar  görürüz. Bu  farklılığın  nedeni  ise  bulundukları  doğal  çevrenin birbirinden  farklı  olmasıdır.Örneğin ; kutuplar  çevresinde  yaşayan  insanlar barınaklarını  doğal  çevrede  var  olan  kar  ve  buzdan  yapar. Yine  bulundukları  ortamın etkisiyle  kalın  giysiler  giyer. Buna  karşılık  sıcak  ve  nemli  iklim  koşullarının yaşandığı  ekvatoral  bölgedeki  insanlar  barınaklarını  ağaçlardan  yapar , ince  giysiler giyer.  


    Yeryüzünde  değişik  coğrafyalarda  konut  tiplerinin  ve  konut  yapı malzemelerinin  farklı  olmasını  doğal  çevrenin  insan  yaşamına  etkisiyle  açıklayabiliriz. Örneğin , orman  zenginliğinin  fazla  olduğu bölgelerde  konut  yapımında  çoğunlukla ahşap  malzeme  kullanılırken , kurak  ve  yarı kurak  iklim  bölgelerinde  kerpiçten yapılmış  evler  yaygındır. Yine  kış  mevsiminde  kar  yağışının fazla  olduğu  bölgelerde evlerin  çatılarının  sağlam  ve  dik  yapılması da  doğal  çevre  ile  ilgilidir. İnsanların yetiştirdiği  ürünler , hayvancılık  faaliyetleri , ekonomik  uğraşları  hep  doğal  çevrenin etkisiyle  şekillenmiştir.      

                Her  tarım  ürününün  belli  bir  tarım  bölgesi  vardır. Herhangi  bir  ürünü  her iklim  bölgesinde  yetiştirmek  mümkün  değildir. Yine  yetiştirilen  hayvanlar da  bulunulan bölgenin  iklim  koşullarına  göre  değişmektedir. İnsanlar  bazı  bölgelerde  yoğun  bir nüfus  oluştururken , bazı  yerlerde  ise seyrek  olarak  bulunur , hatta  insan yaşamının hiç  olmadığı  yerler de  vardır. Yine  yerleşmeler   bazı  yerlerde  toplu  iken , bazı yerlerde   ise  dağınık  yerleşme  görülür. Yağışın  az   ve   yaz   kuraklığının  etkili  olduğu  karasal   iklim  bölgelerindeki  bozkırlarda  küçükbaş  hayvancılık , yaz  yağışı  ile oluşan  gür  otlakların  bulunduğu  yüksek  yörede  ise  büyükbaş  hayvanclık  yapılır. Tüm bu  örnekler  çevrede  yer  alan  doğal  unsurlarla  ilgilidir.                    

                Doğal  unsurlar  insanların  karakterleri  üzerinde de  etkili  olmaktadır. Dünyada  dört  mevsimin  yaşandığı  yerlerde   insanlar   kışın   soğukla , yazın   sıcakla  mücadele   etmek , kış   mevsimi   için  yiyecek   hazırlamak  mecburiyetindedir. Bu faaliyetler , bu  yerlerde  yaşayan  insanların  mücadeleci  bir  karakter  kazanmalarını sağlamıştır.  

               İnsanlar da  yollar, köprüler , tüneller , barajlar  v.b.  yaparak  çevrelerindeki doğal  unsurları  değiştirmektedir. Ancak  bu  etki  sınırlıdır. Teknolojik  gelişmeler arttıkça  bu  etki de  giderek  artmaktadır.


24 Şubat 2015 Salı

Dalga ve Akıntılar


Dalgalar dik ve yüksek kıyılarda aşındırma , alçak ve basık kıyılarda ise biriktirme yapmaktadır. Örneğin Karadeniz ve kıyılarında aşındırma şekilleri Ege kıyılarında ise biriktirme şekilleri daha yaygındır.

DALGA AŞINDIRMA ŞEKİLLERİ

1-FALEZ (YALIYAR ) : Kıyının dik ve yüksek olduğu yerlerde dalgaların yamacın altını oyması ve üst kısmın çökmesi sonucunda oluşmaktadır. Aşındırma sonucunda içeriye doğru genişleyen oyuğun üst kısmında onu destekleyecek bir yer kalmaz ve ağırlığının etkisi ile çöker. Türkiye'de Karadeniz ve Akdeniz kıyılarında , özellikle Doğu ve Batı Karadeniz ile Antalya kıyılarında ayrıca Tekirdağ -İstanbul arasında yalıyarların en güzel örneklerine rastlanmaktadır.



DALGA BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ

2-KUMSAL(plaj ): Dalgaların aşındırarak taşıdığı malzemeleri sığ kıyılarda biriktirmesiyle oluşan kum depolarıdır. Dalgalar deniz tabanlarından sürükledikleri kumulları deniz ile karanın birleşim çizgisinde biriktirmesi ile plajlar meydana gelmektedir.



DALGA ve AKINTILARIN BİRİKTİRME ŞEKİLLERİ


3-LAGÜN ( DENİZ KULAĞI ): Dalga ve akıntıların birlikte oluşturduğu kıyı oklarının bir koy veya körfezin önünü kapatması sonucunda oluşan göllerdir. Bu göllerin bir çok yerde deniz ile bağlantısı kesilir. Bu göllere örnek olarak ; Marmara denizinde yer alan Küçük ve Büyük Çekmece gölü ile Terkos gölü verilebilir.


4-TOMBOLO (SAPLIADA) : Kıyının açıklarında bulunan bir adanın kıyı okları ile karaya bağlanmasına tombolo adı verilir. Türkiye'den verilebilecek en güzel örnek Marmara Denizinin güneyinde yer alan Kapıdağ Yarımadasıdır.


GEL- GİT ( MED CEZİR )

Ay'ın ve Güneş'in Dünya üzerindeki çekim etkisi ile su kütlelerinin belirli periyodlarla kabarma ve çekilmelerine gelgit denir.Gelgit okyanus kıyılarında kenar denizlere ve iç denizlere göre daha fazladır. Ülkemiz iç denizlerle çevrili olduğu için gelgitin etkisi yok denecek kadar azdır. Gelgit özellikle yeniay ve dolunay dönemleri ile ekinoks tarihlerinde daha belirgindir. Güneş günü ile ay günü arasındaki 50 dakikalık zaman farkından dolayı her gün bir önceki güne göre 50 dk geç olmaktadır. Gelgitin etkili olduğu kıyılarda haliç adı verilen yer şekli oluşmaktadır. Bu kıyılarda akarsu birikim şekillerinden olan delta kesinlikle oluşmaz

AKINTILAR

Deniz yüzeyindeki suların , bulundukları yerlerden daha uzak alanlara taşınması ile akıntılar oluşmaktadır.

Akıntılara neden olan belli başlı nedenler şunlardır ;

1. Sürekli Rüzgarlar : Alize,Batı ve Kutup rüzgarları yıl boyunca estikleri yönlerde okyanus sularının taşınmasına neden olmaktadır. Okyanus akıntıları ilk doğdukları bölgenin sıcaklık durumuna göre sıcak veya soğuk akıntı olarak adlandırılmaktadır.



Sıcak Su akıntıları : Alçak enlemlerden yüksek enlemlere doğru olan akıntılar etkili oldukları kıyılarda sıcaklığın artmasına neden olmaktadır. Örnek ; Golf Stream , Kuroşiva , Brezilya , Mozambik akıntıları.

Soğuk Su akıntıları : Yüksek enlemlerden alçak enlemlere doğru olan akıntılar etkili oldukları kıyılarda sıcaklığın düşmesine neden olmaktadır. Örnek ; Labrador , Kanarya , Kaliforniya , Oyaşivo , Peru , Benguala , Atlantik akıntıları

2. Gelgit : Gelgit hareketinin etkisi alçalıp yükselen sular akıntılara neden olmaktadır.Batı Avrupa'da Hollanda ve Almanya'da görülmektedir.

3. Yoğunluk Farkı : Sıcaklıkları ve tuzluluk oranları farklı olan iki denizin birleştiği boğazlarda görülen akıntılardır. Sıcak ve tuzluluk oranı yüksek olan denizden diğer tarafa doğru alt akıntı , tersi yönde ise üst akıntı görülmektedir. Türkiye'de Akdeniz'den Ege - Marmara ve Karadenize doğru bu şekilde bir alt akıntı görülmektedir

4. Seviye Farkı : Boğazlarla birbirine bağlanan denizler arasında beslenme kaynaklarının farklılığı nedeniyle iki deniz arasında bir seviye farkı vardır. Seviyesi fazla olan denizden az olan denize doğru bir üst akıntı görülmektedir. Türkiye'de Karadeniz'den diğer denizlere doğru bir üst akıntı vardır.

5. Dalgalar : Kıyıya doğru gelerek kıyıda çatlayan dalgalar kıyıda suların dibe doğru dalmasına ya da kıyı boyunca akıntıya geçmesine neden olur. Kıyıların şekillenmesinde kıyı akıntılarının etkisi oldukça fazladır.

KIYI TİPLERİ

Kıyıların şekillenmesinde etkili olan belli başlı kuvvetler şunlardır : Dalgalar - Akıntılar - Gelgit - Akarsular - Buzullar - İç Kuvvetler - Dağların uzanış şekli

1-ENİNE KIYILAR : Dağların kıyıya dik olarak uzandığı kıyılarda görülmektedir. Örnek : Türkiye'de Ege Denizi kıyıları. Enine kıyıların en önemli özellikleri şunlardır ;



a) Kıyıda girinti ve çıkıntı fazladır

b) kıyıda koy ve körfez sayısı fazladır

c) kıta sahanlığı geniştir .

d) kıyıya yakın irili ufaklı bir çok ada bulunmaktadır.

e) bir çok doğal liman bulunmaktadır.



2-BOYUNA KIYILAR : Dağların kıyıya paralel uzandığı yerlerde görülmektedir. Örnek Türkiye'de Karadeniz ve Akdeniz kıyıları. Boyuna kıyıların en önemli özelikleri şunlardır ;

a) Kıyıda girinti ve çıkıntı azdır. Kıyı çizgisi düzdür.

b) Kıyıda koy ve körfez sayısı azdır

c) kıta sahanlığı dardır

d) Doğal liman oldukça azdır



3-RİA TİPİ KIYILAR : Akarsu vadilerinin denizin yükselmesi yada karanın alçalması ile sular altında kalması sonucunda oluşmaktadır. Örnek Çanakkale ve İstanbul Boğazı ile Güneybatı Anadolu kıyıları ve İstanbul'da yer alan Haliç(Altınboynuz).


4-LİMANLI KIYILAR : Alçak kıyılarda geniş vadilerin deniz suları altında kalmasıyla oluşur. Bu tip kıyılarda tombolo,kıyı oku , kıyı kordonu ve lagün gibi şekiller yaygındır.Örnek ; Marmara denizinin kuzey kıyılarında görülmektedir.

5-FİYORDLU KIYILAR: Buzul aşındırması sonucunda oluşan U şekilli vadilerin buzul erimesi sonucunda sular altında kalmasıyla oluşur. Fiyordlar kara içlerine doğru sokulduklarından binlerce koy ve körfezi barındırmaktadır. Oldukça dik yamaçlı bir görünüme sahiptirler. Türkiye'de örneği yoktur. İskandinavya Yarımadasının Atlas okyanusu kıyılarında (Norveç , İsveç , Finlandiya ) yaygındır.


6-SKYER TİPİ KIYILAR : Buzulların şekillendirdiği ve binlerce adadan oluşan kıyılardır. Adalar eski buzul aşındırmasıyla oluşmuş olan hörgüçkaya ve moren yığınlarından meydana gelmiştir. Norveç , Finlandiya , İsveç , İskoçya , İrlanda,Güney Şili ve Güney Alaska kıyılarında rastlanmaktadır. Türkiye'de örneğine rastlanmaz.

7-VOLKANİK KIYILAR: Kıyının volkanik patlamalar sonucunda şekillenmesiyle oluşur. Havai ve Endonezya kıyılarında görülür. Türkiye'de örneği yoktur.

8-HALİÇLİ KIYILAR : Gelgit olayının belirgin olduğu kıyılarda görülmektedir. Okyanusa kıyısı olan ülkelerde yaygındır. Türkiye'de örneği yoktur.


9-MERCANLI KIYILAR : Tropikal bölgeler sıcak denizlerde sığ ortamlarda yaşayan mercanların boyları daha fazla uzayarak deniz yüzeyine çıkar .Bu olayın sonucunda mercanlar ölmeye başlar. Mercan kalıntılarının kıyıya tortullar oluşturarak kıyıyı şekillendirmesi sonucunda oluşur. Türkiye'de örneği yoktur.



10-DALMAÇYA TİPİ KIYILAR :



Dağların kıyıya paralel olarak uzandığı yerlerde ,deniz suyunun dağlar arasındaki çukur alanlara dolması sonucunda oluşmaktadır. Kıyının hemen gerisinde kıyıya paralel olarak uzanan adalar yer almaktadır.Örnek Adriyatik denizi kıyılarında yer alan Dalmaçya kıyıları , Türkiye'den Akdeniz bölgesinde Teke yarımadasında bulunan Finike - Kaş kıyıları. 

Kayaçların Çözülmesi


Kayalar ve taşlar, dış olayların etkisi altında zamanla değişikliğe uğrayarak paslanmış, çürümüş gibi bir görünüm alır. Zamanla taşı oluşturan mineraller arasındaki bağ gevşer ve taş parçalara ayrılır, ufalanır. İşte, kayaların ve taşların uğradıkları bu değişikliklere çözülme denir. Kayaların yapısal değişikliğe uğraması iki şekilde gerçekleşir.

• Fiziksel (Mekanik) Çözülme
Kayaların, kimyasal yapıları değişmeden, yalnızca fiziki yapılarında görülen parçalanma, ufalanma ve ayrışma olayıdır.

Fiziksel çözülme, daha çok aşırı sıcaklık farkı görülen yerlerde, kayaların gündüzleri aşırı sıcaktan genişlemesi, geceleri de aşırı soğuktan dolayı büzülmesi sonucu gerçekleşir.
Fiziksel çözülme, çöl, karasal, step, tundra gibi, aşırı sıcaklık farkı görülen iklimlerin etkili olduğu yerlerde daha kolay meydana gelir.

• Kimyasal çözülme
Kayaları oluşturan unsurların eriyerek, kimyasal bileşimlerinin değişmesi sonucundaki parçalanma, ufalanma ve ayrışma olayıdır. Kimyasal çözülme, daha çok, sıcaklık farkının az olduğu sıcak ve nemli iklim bölgelerinde görülür. Ekvatoral, Muson, Okyanus ve Akdeniz iklimlerinin etkili olduğu yerlerde daha kolay meydana gelir.

Basınç ve Rüzgarlar


BASINÇ; Atmosferi oluşturan gazların yeryüzüne yaptığı etkiye basınç denir. Basınç barometre ile ölçülür. Basıncın değeri milibar (mb) denilen birimle belirtilir. Aynı basınca sahip olan noktaların birleştirilmesiyle oluşturulan iç içe kapalı eğrilere ise izobar adı verilmektedir.
Atmosferin yeryüzüne yaptığı basınç her yerde aynı değildir.
1. Yerçekimi
Yerçekiminin etkisiyle gazlar Dünya’yı çepeçevre kuşatmıştır. Yükseklere doğru çıkıldıkça ve alçak enlemlere doğru geldikçe yerçekimi azalır. Buna bağlı olarak basınç da azalır.
Yerçekimi ile basınç arasında doğru orantı vardır. Yerçekimi arttıkça basınç artar, yerçekimi azaldıkça basınç azalır.
2. Yükselti
Yükseldikçe basınç azalır. Bunun nedeni, yükseklere doğru çıkıldıkça Atmosfer’i oluşturan gazların yoğunluklarının yerçekimi etkisiyle azalmasıdır. Basınç ile yükselti arasında ters orantı vardır.
3. Termik Etkenler (Sıcaklık)
Sıcaklığın artmasıyla hava genişler, hafifler ve yükselir. Yükselen havanın yere yaptığı basıncın azalmasıyla, alçak basınç alanları doğar.
Sıcaklığın azalmasıyla soğuyan havanın hacmi daralır, ağırlaşır ve alçalır. Alçalan havanın yere yaptığı basıncın artmasıyla yüksek basınç alanları doğar.
Bu şekilde, ısınma ve soğumaya bağlı olarak oluşan basınç merkezlerine termik basınç merkezleri denir. Örneğin, Ekvator çevresi sürekli sıcak olduğundan, burada termik alçak basınçlar oluşmuştur. Kutuplar civarı ise, sürekli soğuk olduğundan burada da termik yüksek basınçlar oluşmuştur. Sıcaklık ile basınç arasında ters orantı vardır.
4. Dinamik Etkenler
Hava kütlelerinin alçalarak yığılması veya yükselerek seyrekleşmesi sonucunda ortaya çıkar.
Örneğin, troposferin üst kısımlarında, Ekvator’dan kutuplara doğru esen Ters (üst) Alize rüzgârları Dünya’nın dönme hareketinin etkisiyle 30° enlemleri civarında alçalarak yüksek basınç alanlarını oluştururlar.
Bununla birlikte, Batı ve Kutup rüzgârları da 60° enlemleri civarında karşılaşınca yükselirler ve burada alçak basınç alanlarını oluştururlar.
işte, bu şekildeki hava hareketlerine bağlı olarak oluşan basınç merkezlerine de dinamik basınç merkezleri denir.
Atmosfer basıncı, yere yaptığı basınç derecesine göre üçe ayrılır.
Normal Basınç: 45° enlemlerinde, deniz seviyesinde, 0°C sıcaklıkta, 760 mm yüksekliğindeki cıvanın yaptığı basınca eşit olan atmosfer basıncına normal basınç denir. Bu basınç 1013 milibardır.
Yüksek Basınç (Antisiklon): 1013 milibardan daha yüksek olan basınçlara yüksek basınç denir. Yüksek basıncın görüldüğü yerlerde alçalıcı hava hareketleri vardır.
Alçak Basınç (Siklon): 1013 milibardan daha az olan basınçlara alçak basınç denir. Alçak basıncın görüldüğü yerlerde yükselici hava hareketleri vardır.


RÜZGARLAR; Yüksek basınç (antisiklon) alanlarından alçak basınç (siklon) alanlarına doğru olan yatay hava akımlarına rüzgâr denir. Rüzgârın yönü, coğrafi yönlerle ifade edilir. Rüzgâr hızı anemometre adı verilen aletle ölçülür.

Rüzgârın hızını etkileyen faktörler
a. Basınç farkı: Rüzgârın hızı basınç farkıyla doğru orantılıdır.
Basınç farkı çok ise rüzgâr hızlı, basınç farkı az ise rüzgâr yavaş eser. iki bölge arasındaki basınç farkının sona ermesi ile rüzgâr etkinliği kaybeder.

                 
b. Basınç merkezleri arasındaki uzaklık:Aynı basınç farklarına sahip, birbirinden farklı uzaklıktaki noktalar arasında rüzgârların hızı farklıdır. Birbirine yakın olan noktalar arasında, izobar yüzeylerinin eğimi fazladır ve rüzgâr hızlı eser. Birbirine uzak olan noktalar arasında ise, izobar yüzeylerinin eğimi azdır ve rüzgâr yavaş eser.


c. Dünya’nın Dönmesi: Dünya’nın dönüşüne bağlı olarak rüzgârlar, düz çizgiler yerine saparak hareket ederler. Bu sapmalar ise onlara hız kaybettirir.
d. Sürtünme: Engebeli arazilerde rüzgârlar çok fazla engellerle karşılaştığı için hızları azalır. Bundan dolayı, rüzgârların hızı, sürtünmenin azaldığı düz ve açık alanlarda fazladır.
Rüzgârın yönünü etkileyen faktörler
a. Basınç merkezlerinin konumu: Rüzgârın yönünü belirleyen, öncelikle basınç merkezlerinin konumudur. Basınç merkezleri yer değiştirdikçe rüzgârın yönü de değişir.

b. Yeryüzü şekilleri: Rüzgârlar basınç merkezleri arasında hareket ederken, yeryüzü şekillerine çarparak yön değiştirirler.
Bir bölgede rüzgârın yıl içerisinde en fazla estiği yöne hakim rüzgâr yönü denir. Hakim rüzgâr yönü yerşekillerine göre ortaya çıkar.   
     
c. Dünya’nın Dönmesi: Dünya’nın kendi ekseni etrafında dönmesi sonucunda, rüzgârlar basınç merkezleri arasındaki en kısa yolu izleyemezler. Rüzgârlar, Kuzey Yarım Küre’de hareket yönünün sağına, Güney Yarım Küre’de ise hareket yönünün soluna saparlar.
Yüksek basınç alanlarında rüzgârlar, merkezden çevreye doğru hareket ederler.

RÜZGÂR ÇEŞİTLERİ
1. Sürekli (Yıllık) Rüzgârlar
Dünya üzerindeki, sürekli alçak ve yüksek basınç alanları arasında esen rüzgârlardır.

         

a. Alize Rüzgârları: 30° Kuzey ve 30° Güney enlemlerindeki dinamik yüksek basınç alanlarından, Ekvator’daki termik alçak basınç alanına doğru esen rüzgârlardır.
Özellikleri;
·         Başlangıçta sıcak ve kurudurlar. Ancak, denizler üzerinden geçerken nem kazanırlar.
·         Tropikal kuşaktaki karaların doğu kıyılarına bol yağış bırakırlar. Bu nedenle Doğu rüzgârları da denir.
Sürekli olmaları ve yönlerinin belli olması nedeniyle, yelkenli gemiler döneminde bu rüzgârlardan faydanılmıştır. Bu nedenle bu rüzgârlara ticaret rüzgârları (trade winds) da denilmiştir.
Ekvatoral bölgede karşılaşan Alizeler, 3 - 4 km kadar yükselerek kutuplara doğru hareket ederler. Bunlara da ters alize (üst alize) adı verilir. Ters alizeler, dönenceler üzerinde alçalarak tropikal çöllerin oluşmasına neden olurlar.
Sıcak okyanus akıntılarının oluşumuna neden olurlar.
b. Batı Rüzgârları: 30° enlemlerindeki dinamik yüksek basınç alanlarından, 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgârlardır.
Özellikleri
Başlangıçta sıcak ve kurudurlar. Ancak, denizler üzerinden geçerken nem kazanırlar.
Orta kuşaktaki karaların batı kıyılarına bol yağış bırakırlar.
60° enlemleri civarında Kutup rüzgârları ile karşılaşarak cephe yağışlarına yol açarlar.
c. Kutup Rüzgârları: Kutuplardaki termik yüksek basınçlardan, 60° enlemlerindeki dinamik alçak basınç alanlarına doğru esen rüzgârlardır.
Özellikleri
Soğuk ve kuru oldukları için, etkili oldukları alanlarda sıcaklığı azaltarak kar yağışlarına neden olurlar.
60° enlemleri civarında Batı rüzgârları ile karşılaşarak cephe yağışlarına yol açarlar.
Soğuk okyanus akıntılarının oluşumuna neden olurlar.

2. Devirli (Mevsimlik) Rüzgârlar
Kıtalar ve okyanuslar arasındaki ısınma ve sıcaklık farkları sonucu meydana gelen rüzgârlardır. Mevsimlik rüzgârların en tanınmış olanı musonlardır.
a. Yaz Musonu: Yaz mevsiminde karalar denizlere göre daha fazla ısınır. Bu nedenle buralarda alçak basınç alanları oluşur.

          Aynı mevsimde deniz ve okyanuslar daha serin oldukları için, yüksek basınç alanı durumundadırlar. Bunun sonucunda, deniz ve okyanuslardan kara içlerine doğru büyük bir hava akımı olur. Bu rüzgârlara yaz musonu denir.
Yaz musonları deniz ve okyanuslardan kaynaklandıkları için bol nem taşırlar. Bundan dolayı etkili oldukları yerlere bol yağış bırakırlar.
Görüldüğü yerler;
·         Ön ve Güney Asya ile Hint Okyanusu arasında
·         Doğu Asya ile Büyük Okyanus’a bağlı denizler arasında
·         Kuzey Amerika ile Meksika Körfezi arasında
·         Batı Afrika ile Gine Körfezi arasında
·         Doğu Afrika ile Hint Okyanusu arasında
b. Kış Musonu: Kış mevsiminde karalar, denizlere oranla daha fazla soğuyarak yüksek basınç alanı oluştururlar. Aynı mevsimde denizler ve okyanuslar üzerinde alçak basınç alanı vardır. Bunun sonucunda, karaların iç kesimlerinden deniz ve okyanuslara doğru büyük bir hava akımı olur. Bu rüzgârlara kış musonu denir.
Kış musonları kara kaynaklı oldukları için soğuk ve kurudurlar. Bu nedenle başlangıçta yağış getirmezler. Ancak, denizler üzerinden geçtikten sonra bir karaya varırlarsa yamaç yağışlarına yol açarlar.
Kış musonları ile yağış alan yerler;
·         Avustralya’nın kuzeyi
·         Endonezya Adaları’nın kuzeyi ve batısı
·         Japon Adaları’nın batısı

·         Afrika’nın doğusu

11 Şubat 2015 Çarşamba

Dünyanın En Yüksek Dağları

Everest
Dünyanın en yüksek dağıdır.
Yüksekliği 8.848 m.
Ülkemizden Nasuh Mahruki 1995 yılında Everest?e çıkmıştır. (İlk çıkan Türk)

K2
Yüksekliği 8.611 m.
Bulunduğu yer Pakistan ve Çin Halk Cumhuriyeti sınırları arasında
Tırmanması en zor olan dağ bu dağdır.
Türk dağcı Nasuh Mahruki 2001 yılında Everest?ten sonra bu dağada tırmanan ilk Türktür.

Kangchenjunga
Bulunduğu yer Nepal ve Hindistan sınırında
Yüksekliği yaklaşık 8.586 m.dir.

Lhotse
Bulunduğu yer Nepal Çin Halk Cumhuriyeti sınırında
Yüksekliği 8.516 m.

Makalu
Bulunduğu yer Çin Halk Cumhuriyeti ve Nepal arasında
Yüksekliği 8.462 m.

Dhaulagiri
Bulunduğu yer Nepal
Yüksekliği 8.167 m.

Manaslu
Bulunduğu yer Nepal
Yüksekliği 8.163 m.

Nanga Parbat
Bulunduğu yer Pakistan
Yüksekliği 8.125 m.

Annapurna
Bulunduğu yer Nepal
Yüksekliği 8.091 m.

Shishapangma
Bulunduğu yer Çin Halk Cumhuriyeti
Yüksekliği 8.027 m.

Nanda Devi
Bulunduğu yer Hİndistan
Yüksekliği 7.816 m.

Batura Sar
Bulunduğu yer Pakistan
Yüksekliği 7.795 m.

Golden Gate Köprüsü


San Francisco?da bulunmaktadır.
Dünyanın en büyük asma köprülerinden biridir.
Yaklaşık uzunluğu 2730 metredir.
İki ayağı arasındaki uzaklık yaklaşık olarak 1280 metredir.
Yüksekliği 235 metredir.
1937 yılında faaliyete geçmiştir.
Köprünün yapımında 11 işçinin öldüğü söylenmektedir.
ABD?nin simgelerinden biridir.
Rengi turuncu?dur.
Dünyanın en ünlü asma köprüsüdür.
Bu köprünün diğer bir yanıda intihar olaylarının çok görülmesidir. Bugüne kadar yaklaşık olarak 2000 kişi körüden atlayarak intihar etmiştir.

Hint Fakirlerinin Özellikleri

Hint fakirleri tüm dünyada ilgi çeken bir topluluktur. Doğal güçlerinin olduğuna inanan bazı bilim çevreleri bile vardır. Hint fakirleri ile ilgili kısa bilgiler aşağıda verilmiştir.
Hindistanda yaşayan bir topluluktur.
Dünya nimetleri ve maddiyatla hiçbir alakaları yoktur.
Ruhsal güçleri vardır.
Kendilerine özel yeteneklere sahiptirler.
Hint fakirlerinin hastaları iyi ettikleri ve uzaktan bir cismi hareket ettikleri söylenir.
Hint fakirlerinin bu özellikleri haricinde daha birçok doğaüstü güçlerinin olduğu söylenmektedir.
Bazı kaynaklarda hint fakirlerinin 3 yılda bir ganj nehrinde yıkandıkları söylenir.

Kumbh Mela adı verilen dini bayramlarda çıplak olarak ganj nehrine gittikleri söylenmektedir.
Bu topluluk mağaralarda yaşarlar. Üçyılda bir ganj nehrine inerler.
İnanışlarına göre 3 yılda bir ganj nehrinde yıkanmakla tüm günahlardan arındıklarına inanırlar.

Ganj Nehrinin Özellikleri

Ganj nehri dünyanın en ünlü nehirlerinden birisidir. Belkide dünyanın en çok ismi duyulan nehride diyebiliriz. Ganj nehri ile ilgili bazı bilgileri şöyle sıralayabiliriz;
Uzunluğu yaklaşık olarak 2700 km.dir.
Hindistandan başlayıp bağladeşten geçererek Pakistanda körfeze dökülür.
Ganç nehri Himalayalardan doğar.
Ganj vadisi hindistanın en çok nüfusunun olduğu bölgesidir.
Hinduizm inancına mensup Hindular ölülerini yakarak küllerini bu nehre atarlar.
Hindular ganj nehrinin asla kirlenmeyeceğine inanırlar.
Bu nedenle birçok kirli atıkların atılması nedeniyle dünyadaki en kirli nehirlerden biridir.
Hindular bu nehirde yıkandıkları gibi bazılarının içtiği bile olmuştur. Bu nedenle çeşitli hastalıklar baş göstermektedir.
Hindular Hamile iken ölen bayanları ve çocukların cesetlerini bu nehre atarlar.
Hindular Tanrıca Ganga?nın bir eseri olmasından dolayı nehre çok bağlıdırlar.
Hindular ölüm döşeğinde olan hastalara ganj nehrinin suyunu içirdikleri zaman cennete gideceğine inanırlar.
Dini günlerin aşağı yukarı tamamı nehrin çevresinde kutlanır.
Dünya üzerinde toplanılan en büyük kalabalık 70 milyon insan ile ganj nehri kıyısıdır.

10 Şubat 2015 Salı

Ekinoks

Ekinoks (gün tün eşitliği ya da ılım olarak da bilinir), Güneş ışınlarının Ekvator'a dik vurması sonucunda aydınlanma çemberinin kutuplardan geçtiği an. Gündüz ile gecenin eşit olması durumudur. Yılda iki kez tekrarlanır - İlkbahar Ekinoksu ve Sonbahar Ekinoksu.

23 Eylül durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°'lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de gündüzler, gecelerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur. Bu tarih Güney Yarım Küre’de İlkbahar, Kuzey Yarım Küre’de Sonbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya’da gece ve gündüz birbirine eşit olur. Bu tarih Kuzey Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Güney Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.
21 Mart durumu: Kuzey ve Güney Yarım Küre, Güneş ışınları öğle vakti Ekvator’a 90°'lik açı ile düşer. Gölge boyu Ekvator’da sıfırdır. Güneş ışınları bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’ye dik düşmeye başlar. Bu tarihten itibaren Güney Yarım Küre’de geceler, gündüzlerden uzun olmaya başlar. Kuzey Yarım Küre’de ise tam tersi olur. Bu tarih Güney Yarım Küre’de Sonbahar, Kuzey Yarım Küre’de İlkbahar başlangıcıdır. Aydınlanma çemberi kutup noktalarına teğet geçer. Bu tarihte Güneş her iki kutup noktasında da görülür. Dünya’da gece ve gündüz süreleri birbirine eşit olur. Bu tarih Güney Kutup Noktası’nda altı aylık gecenin, Kuzey Kutup Noktası’nda ise altı aylık gündüzün başlangıcıdır.
Kuzey Yarıküre'de yaklaşık olarak 21 Mart İlkbahar Ekinoksu - 23 Eylül Sonbahar Ekinoksu'dur.
Güney Yarıküre'de yaklaşık olarak 21 Mart Sonbahar Ekinoksu - 23 Eylül İlkbahar Ekinoksu'dur.

Dönence

Dönence veya Tropika, yeryüzü üzerinde, güneş ışınlarının yılda her birine birer kez dik açı ile geldiği, sıcak kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluşturan ve Ekvator'un (eşlek) 23° 27' kuzey ve güneyinden geçtiği varsayılan iki enlemden her biri. Bu iki enlem arasındaki bölgeye tropikal kuşak denir.

Bu enlemlerden yeryüzününün kuzey yarısında olanına Yengeç Dönencesi, güney yarısındakine de Oğlak Dönencesi adı verilir. 21 Haziran’da güneş ışınları Yengeç Dönencesi’ne dik gelir. Bu gün, yeryüzününün kuzey yarısında yazın, güney yarısında da kışın başlangıcı olarak sayılır. Bugünden sonra yeryüzünün kuzeyinde günler kısalmaya, güneyinde ise uzamaya başlar ve buna Yaz Gündönümü adı verilir. Benzeri biçimde, güneş ışınlarının Oğlak Dönencesine dik geldiği 21 Aralık, kuzey yarıyuvarlakta kışın, güney yarıyuvarlakta da yazın başlangıcıdır.

Dönenceler matematik iklim kuşağı olan Tropikal kuşağın kuzey ve güney sınırlarını oluştururlar.

Ekvator

Ekvator, kuzey ve güney yarımküreleri birbirinden ayıran hayalî dairesel hattır. Kuzey ve Güney kutup noktalarına eşit uzaklıkta olan noktaların birleştirilmesiyle elde edilen çizgidir. Ekvator'un enlemi tanım gereği 0° dir. Yerküre'nin ekvatorunun uzunluğu 40.076,4 km'dir.

Paralel (enlem) dairelerinin başlangıcıdır. 0° paraleli dünyayı kuzey ve güney olmak üzere iki yarım küreye ayırır.
Çizgisel hızın en fazla, yerçekiminin en az olduğu yerdir.
Ekvator üzerinde boylamların (meridyenlerin) birbirlerine uzaklığı eşit ve 111 km'dir.
Ekvatorun kuzeyinde bulunan 23°27' Kuzey enlemi olan Yengeç Dönencesi ve güneyinde bulunan 23°27' Güney enlemi olan Oğlak Dönencesi arası ekvatoral bölgedir.
21 Haziran günü 23°27' Kuzey enlemi (yengeç dönencesi) güneş ışınlarını tam dik açı ile alır. Yerin eksen eğikliğine ve yıllık hareketine bağlı olarak güneşin tam dik açıyla geldiği alan güneye doğru kaymaya başlar. 23 Eylül günü 0°enlemi olan ekvatora dik gelir ve güneye doğru kaymaya devam eder. 21 Aralık'ta ise 23°27' Güney enlemine (oğlak dönencesi) dik açı ile gelir. Bu tarihten sonra ise kuzeye kaymaya başlar 21 Mart günü ise tekrar ekvatora dik gelir.
Ekvator enlemi Güneş ışınlarını yılda iki kez tam dik açı ile alır. (21 Mart ve 23 Eylül). Diğer günlerde ise dike yakın açı ile alır. Buna rağmen üzerinde gece ve gündüz süreleri her gün eşittir. Çünkü aydınlanma dairesi her zaman ekvator çizgisini iki eşit parçaya böler.
Tropikal alçak basınç alanıdır, 30° Kuzey ve 30° Güney enlemlerinde hakim olan subtropikal yüksek basınç alanlarından, ekvatora doğru sürekli rüzgarlar olan Alizeler eser.
Tropikal iklim nedeniyle her zaman yaz mevsimi yaşanır ve yıl boyu yağışlıdır.
Ekvatorun üzerinden geçtiği ülkeler;
Afrika Kıtasında  : Gabon, Kongo, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Uganda, Kenya, Somali.
Asya Kıtasında  : Maldivler, Endonezya.
Amerika Kıtasında : Ekvador, Kolombiya, Brezilya.

8 Şubat 2015 Pazar

Yerkabuğu

Yer kabuğu, taş küre veya litosfer, Yerküre'nin en dış kısmında bulunan yapıdır.


Karalarda daha kalın (35–40 km), Tibet Platosunda ise 70 km, deniz ve okyanus tabanlarında ise daha ince (8–12 km) olan yer kabuğunun ortalama kalınlığı 33 km kadardır. Kimyasal bileşimi ve yoğunluğu birbirinden farklı iki kısımdan meydana gelir. Bunlardan biri granit bileşimindeki kayaçlardan oluşan granitik yer kabuğu; diğeri ise bazalt bileşimindeki kayaçlardan oluşan bazaltik yer kabuğudur.

Granitik yer kabuğunda silisyum ve alüminyum elementleri hakimdir. Bu nedenle daha hafiftir; yoğunluğu 2,7-2,8 g/cm3 arasında bulunur. Yer kabuğunun üst kısmını teşkil eder. Bazaltik yer kabuğunda ise silisyum ve magnezyumlu unsurlar hakimdir. Dolayısıyla granitik kabuktan daha ağırdır; yoğunluğu 3-3,5 g/cm3 arasında değişir. Granitik yer kabuğunun altında ve okyanus tabanlarında yer alır. Bu nedenle bazaltik yer kabuğuna "okyanussal kabuk" adı da verilir.

Bu iki kısım bütün kıtaların altında bulunmaktadır. Buna karşılık okyanusların altında durum farklıdır. Burada bazaltik kabuk birkaç kilometre kalınlıkta ince bir tabaka halinde uzanır. Buna karşılık granitik kabuk ya hiç yoktur (örneğin Büyük Okyanus) ya da çok incedir (Atlas ve Hint Okyanusları).

Kabuk ile manto arasındaki sınıra Mohorovicic Süreksizliği (Moho) denilir. Bu kesimde yoğunluğa bağlı olarak sismik P dalgalarının hızı litosferde 7,2 km/s iken, mantonun üst kısmında 8,1 km/s'ye çıkar.

Yerküre'nin iç ısı kaynağı ve mantonun konveksiyon hareketleri, yer kabuğunun günümüzdeki fiziksel özellikleri (kalınlık, bileşim, esneklik ve kırılganlık), atmosfer ve gezegenin su kütlesi uygun bir birleşim ve karşılıklı etkileşme ile, Yer'in Güneş Sistemi içinde benzerine rastlanmayan bir jeolojik etkinliğe sahip olmasını sağlar. Birlikte evrimleşme ile ortaya çıkmış ve yaşamın yeryüzünde varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmez olan bu sistem, gezegen tarihi boyunca belli sınırlar içinde sabit kalabilmiştir.

Linyit

Linyit, kahverengi kömür de denilen ve tamamına yakını termik santrallerde yakıt olarak kullanılan kömür sıralamasında en alt sırada yer alan bir kömür çeşitidir.

Linyitin ısıl değeri (kalorifik değer) düşük, barındırdığı kül ve nem miktarı fazladır. Buna rağmen yerkabuğunda bolca bulunduğu için başta Almanya, Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ülkeler olmak üzere sıklıkla kullanılan bir enerji hammaddesidir.

Linyit Türkiye'nin birçok bölgesinde çıkartılmış ve halen çıkarılmaya devam etmektedir. Bu bölgelerden bazıları Kahramanmaraş ili Afşin ve Elbistan ilçesi, Ankara ili Nallıhan ilçesi (Çayırhan), Kütahya ili Seyitömer ve Tavşanlı ilçesi, Manisa ili Soma ve Muğla ili Yatağan ilçesinde, Adana ili Kozan ilçesinde, Bolu ili Mengen ilçesinde çıkartılır.

Antrasit

Doğal katı yakıtlar sınıfından olan yüksek kalorili bir kömür türü.

Pahalı olduğu için kullanımı sınırlıdır. Isınmadan çok kimyasal reaksiyonlarda indirgeyici olarak kullanılır. Doğada sınırlı miktarda bulunduğundan satışı kolay değildir. İçerdiği safsızlık çok az, karbon yüzdesi çok fazladır. Güçlükle tutuşan, koku ve duman çıkarmadan yanan bir çeşit taş kömürüdür. Katılık ve yoğunluğu diğer kömürlerden çoktur. Parmak üstünde leke bırakmaz. Kısa mavi renkli bir alevle yanar. Kalori 9.000 - 9.500 olduğu için lokomotiflerde kullanılır. Türkiye'de Kastamonu ilinde bulunan antrasit kömürleşme derecesi en yüksek, jeoloji bakımından en eski kömürdür. Ayrıca ısı değeri çok yüksektir.

Kömür ve Oluşumu

Kömür, katmanlı tortul çökellerin arasında bulunan katı, koyu renkli ve karbon ve yanıcı gazlar bakımından zengin kayaçtır. Kömür (taşkömürü) torkugillerden oluşur.

Dünyanın çoğu bölgesinde bulunan kömüre, yerin yüzeye yakın bölümlerinde ya da çeşitli derinliklerde rastlanır. Kömür çok miktarda organik kökenli maddenin kısmi ayrışması ve kimyasal dönüşüme uğraması sonucunda oluşan birçok madde içerir. Bu oluşum sürecine kömürleşme denir.

Bataklıklarda uygun nem ve sıcaklığın oluşması, ortamın asit miktarının artması, gerekli organik maddelerin ortamda bulunmasıyla bozunmuş, çürüyen bitkilerin su altına inmesi ve bataklığın zamanla üstünün örtülmesi gibi olaylar sonucu oluşur.

Deltalar (en kalın kömür damarlarının oluştuğu ortamlardır)
Göller ve nehirler (göl kıyıları, kalın kömür damarlarının meydana geldiği uygun bataklık ortamlardır)
Lagünler (deniz etkisinin olduğu ince kömür damarcıklarını meydana getirirler)
Akarsu taşma ovaları (ince kömür damarcıklarını oluştururlar).
Jeolojik devirde iki büyük kömür oluşum çağı vardır. Bunlardan daha eski olanı Karbonifer (345-280 milyon yıl önce) ve Permiyen (280-225) dönemlerini kapsar. Kuzey Amerika'nın doğusu ile Avrupadaki taşkömürü yataklarının çoğu Karbonifer döneminde; Sibirya, Asya’nın doğusu ve Avustralya'daki kömür yatakları Permiyen döneminde oluşmuştur. İkinci büyük kömürleşme çağı ise Kretase (tebeşir) döneminde başladı ve tersiyer dönemi sırasında sona erdi. Dünyadaki linyitlerin ve yağsız kömürlerin çoğu bu dönemde oluşmuştur. Kömürlerin türediği bitkilerden geriye çok az iz kalmıştır. Kömür katmanlarının altında ve üstünde yer alan kayaçlarda eğreltiotları, kibritotları, atkuyrukları ve birçok bitki fosiline rastlanabilir.

Kömürler yoğunluk, gözeneklilik, sertlik ve parlaklık bakımından farklılık gösterebilir. Genellikle kömür türleri bazı inorganik maddeler, genelliklede killer, sülfürler ve klorürler içerir. Bunlar da az miktarda civa, titan ve manganez gibi bazı elementler de içerir.

Kömür: Bitkiler öldükten sonra, bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı %60 ise turba, C miktarı %70 ise linyit, C miktarı %80–90 ise taş kömürü, C miktarı %94 ise antrasit adını alır...

Petrol ve Oluşumu

Petrol, neft ya da yer yağı, hidrokarbonlar oluşmuş, sudan yoğun kıvamda, koyu renkli, arıtılmamış, kendisine özgü kokusu olan, yeraltından çıkarılmış doğal yanıcı mineral yağı. Latince’de taş anlamına gelen "petra" ile yağ anlamına gelen "oleum" sözcüklerinden oluşmuştur (Petra oleum= Petrol).

Petrol halk arasında, yalnız belirli bir yakıtı (benzin, gazyağı, dizel - motorin, motor yağı, fuel oil) olarak bilinmesine rağmen, aslında petrol kelimesi doğal halde bulunan ve yeraltından çıkarılan işlenmemiş ham petrol anlamına gelmektedir.

Petrol, hidrokarbonların karışımından meydana gelmiş olup, her zaman sabit bir kimyevî bileşimi yoktur. Doğal akaryakıt olan ham petrol, bulunduğu memleketlere göre değişen bileşimler gösterir. Örneğin; Amerika'da özellikle Pensilvanya bölgesinde çıkarılan petroller genellikle hidrokarbon sınıfından olan bileşikleri, Rusya petrolleri, kötü kokulu naften sınıfından bileşikleri; Romanya petrolleri ise bu ikisinin bir karışımını içerir.

Çeşitli tipteki petrollerin kendine has ağırlıkları 0,80-0,96; alevlenme noktaları 15-120 °C ve ortalama ısıtma kuvvetleri 10,500 kcal/kg'dır. Ortalama elementel bileşimleri ise; karbon %84, hidrojen %12, oksijen %1 olup çok az miktarda da kükürt bulunur. Teksas ve Kaliforniya petrollerinde kükürt diğerlerine oranla fazladır.

Değişik kimyasal içeriğe sahip hidrokarbonların bir araya gelerek oluşturduğu değişik kimyevi bileşimde olan çok sayıda petrol tipi bulunmaktadır (Örneğin: parafin bazlı petrol, asfalt bazlı petrol gibi).

Yüz milyonlarca yıl önce, denizlerde yaşayan ya da suların denizlere sürüklediği hayvan ve bitki kalıntıları anaeorabik bir ortamda, gerekli şartlar altında (ısı basınç ve mikroorganizmaların etkisiyle), ham petrole benzer kerojeni meydana getirmiştir. Kerojen sonradan, yukarı tabakalara doğru göç etmesi esnasında gittikçe değişmiş ve ham petrolü meydana getirmiştir. Bu yüzden de hiçbir sahanın ham petrolü, tam olarak öteki bir sahanın ham petrolüne uymaz; muhakkak az çok farklar bulunur. Hatta bu durum, aynı bir petrol sahasında bile, çoğu zaman görülür.

OPEC'in kurucusu Venezuellalı politikacı Juan Pablo Pérez, doğaya ve dünya siyasetine yaptığı olumsuz etkilerinden dolayı petrolü şeytanın pisliği olarak tanımlamış ve gelecekte insanlığın mahfına sebep olacağını öngörmüştü

Traverten

Traverten, basınç altında, bünyesinde erimiş karbon dioksit bulunan yeraltı suları, geçtikleri bölgelerdeki kalsiyum karbonatı (CaCO3) eriterek taşır. Suyun aniden açığa, basınçsız ortama çıkması ve karbondioksitin uçması ile, suda erimiş bulunan kalsiyum karbonat çok ince katmanlar halinde kayaların üzerine çöker. Bu birikim zamanla yastık gibi yumuşak hatları olan travertenleri oluşturur.

Traverten aynı zamanda mermerle birlikte kullanılan bir yapı malzemesidir. Türkiye'nin Denizli, Bucak-Burdur, Mut-Mersin, Sivas gibi birçok bölgesinde traverten ocakları işletilmektedir. Üretilen malzeme blok, moloz olarak veya fabrikalarda işlenerek ebatlı honlu - cilalı traverten gibi mamüller halinde iç piyasada kullanılmakta veya büyük oranda yurtdışına ihraç edilmektedir.

Konglomera

Konglomera, kum ve çakılların basınçla birleşmesi ve zamanla sertleşmesi sonucu oluşan kütlelerdir.

Antik Çağ'da özellikle sağlam olması istenen sütun gibi yapılarda kullanılmıştır.

İrili ufaklı yuvarlak çakıllardan oluşan sedimenter kayaç olup, ince taneli çimento ile bağlanmıştır. Diğer bir deyişle; yuvarlanmış, köşeli yüzeyler göstermeyen çakıl veya kaya bloklarının doğal bir madde ile çimentolanmasından oluşurlar.Bu doğal çimento silisli, kireçtaşlı, demir oksitli olabilir.2 mm'den daha iri yuvarlak parçalardan oluşan,taşlaşmış tortul kayaç yuvarlak olma özelliğiyle, köşeli kırıntılardan oluşan breşten ayrılır. Konglomeralar içerdikleri malzemelerin ortalama boyutuna göre,ince çakıl,iri ya da koca çakıl ve kocataş olmak üzere başlıca üç gruba ayrılır.Konglomeralar,litolojik özelliklerine,boyut ayrışma derecelerine ve matris bileşimlerine göre sınıflandırılır. Bu ölçütlerin hepsi malzemenin oluşumuna ilişkin ögelerdir. Başlıca iki tür konglomera vardır;

Genel olarak aynı litolojik yapıya sahip olan,iyi ayrışmış ( yani,boyutları az çok benzer ) ve yoksul matrisli olanlar,

Heterojen litolojik yapılı,kötü ayrışmış zengin matrisli olanlar.

Malzemenin boyut ayrışma derecesi çökelme biçiminin bir sonucudur.İyi ayrışmış konglomeralar normal su akıntılarının ürünüdür.Buna karşılık çamur akıntılarında ya da su altı kaymalarında olduğu gibi hızlı çökelmeler sonucunda kötü ayrışmış konglomeralar ortaya çıkar iyi ayrışmış konglomeralar uzun süreli aşınma ve birikme süreçleri ve kararsız minerallerin kaybı yoluyla oluşur.Bu tür konglomeralar daha çok kuvars ya da çakmaktaşı ağırlıklı ince çakıllardır. Kötü ayrışmış konglomeraların matrisi ise daha çok kil ya da kumdan oluşur; bunlara grovak konglomera denir.Kararsız mineraller içeren kötü ayrışmış konglomeralar,birikinti yelpazelerinde ve yoğunluk akıntılarında ( çok bulanık dip akıntıları) görüldüğü gibi,hızlı mekanik aşınmaların ve birikmelerin gerçekleşmiş olduğuna işaret eder.İyi ayırmış olanların tersine,bu tür oluşumlar genellikle kalındır ve uzamsal dağılımları sınırlıdır. Buzullarca biriktirilen konglomeralar da kötü ayrışmış türdendir.Antik Çağ'da özellikle sağlam olması istenen sütun gibi yapılarda kullanılmıştır.Konglomeraları oluşturan büyük çakıllar, nehir ve derin derelerin ağzında, kıyılara yakın yerlerde, alüvyon yataklarında ve deltalarda yığılır. Konglomeralarda ki çakıllar ekseriya kuvars, kireçtaşı ve kuvarsittir. Yuvarlanmış kayaçlardan oluşan bu çakıllar bazen magmatik, başkalaşıma uğramış yahut sedimenter kökenli olabilir.

Konglomeraları oluşturan büyük çakıllar, nehir ve derin derelerin ağzında, kıyılara yakın yerlerde, alüvyon yataklarında ve deltalarda yığılır. Konglomeralardaki çakıllar ekseriya kuvars, kireçtaşı ve kuvarsittir. Yuvarlanmış kayaçlardan oluşan bu çakıllar bazen magmatik, başkalaşıma uğramış yahut sedimenter kökenli olabilir.

Çeşitli kayaç parçalarının akarsu ortamında uzun mesafeler boyunca taşınıp, orta-iyi derecede yuvarlaklık kazanması sonucu oluşan, tane boyu 2 mm.’den büyük çakıl ve blokların kum ve doğal çimento ile bağlanıp pekişmesiyle konglomera adı verilen sedimanter kayaçlar meydana gelir. Kesilerek plaka halinde getirilen konglomeralar parlatıldıktan sonra inşaatlarda kaplama malzemesi olarak kullanılır. Konglomeralarda çakılların yaklaşık aynı sertlikte olması ve çimento ile iyi bir şekilde birleşmiş olması istenir. Çimentonun boşlukları doldurma derecesi iyi değilse kayaç boşluklu olur. Çakılları yuvarlak olan konglomeralara puding denilmektedir. Bu tür mermere örnek olarak Hereke Pudingleri verilebilir. Mermerlerin tektonik hareketlerle kırılıp parçalanması sonucu oluşan köşeli çakıllar kimyasal yolla çökeltilmiş bir çimento ile bağlanırsa breşler oluşur. Çimentonun rengi kırılan parçalardan farklı olduğu için, breşler cilalandığı zaman damarlı ve çok renkli güzel bir görünüm arz ederler.[