Our social:

Latest Post

Coğrafya 10 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Coğrafya 10 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2015 Pazar

Yerkabuğu

Yer kabuğu, taş küre veya litosfer, Yerküre'nin en dış kısmında bulunan yapıdır.


Karalarda daha kalın (35–40 km), Tibet Platosunda ise 70 km, deniz ve okyanus tabanlarında ise daha ince (8–12 km) olan yer kabuğunun ortalama kalınlığı 33 km kadardır. Kimyasal bileşimi ve yoğunluğu birbirinden farklı iki kısımdan meydana gelir. Bunlardan biri granit bileşimindeki kayaçlardan oluşan granitik yer kabuğu; diğeri ise bazalt bileşimindeki kayaçlardan oluşan bazaltik yer kabuğudur.

Granitik yer kabuğunda silisyum ve alüminyum elementleri hakimdir. Bu nedenle daha hafiftir; yoğunluğu 2,7-2,8 g/cm3 arasında bulunur. Yer kabuğunun üst kısmını teşkil eder. Bazaltik yer kabuğunda ise silisyum ve magnezyumlu unsurlar hakimdir. Dolayısıyla granitik kabuktan daha ağırdır; yoğunluğu 3-3,5 g/cm3 arasında değişir. Granitik yer kabuğunun altında ve okyanus tabanlarında yer alır. Bu nedenle bazaltik yer kabuğuna "okyanussal kabuk" adı da verilir.

Bu iki kısım bütün kıtaların altında bulunmaktadır. Buna karşılık okyanusların altında durum farklıdır. Burada bazaltik kabuk birkaç kilometre kalınlıkta ince bir tabaka halinde uzanır. Buna karşılık granitik kabuk ya hiç yoktur (örneğin Büyük Okyanus) ya da çok incedir (Atlas ve Hint Okyanusları).

Kabuk ile manto arasındaki sınıra Mohorovicic Süreksizliği (Moho) denilir. Bu kesimde yoğunluğa bağlı olarak sismik P dalgalarının hızı litosferde 7,2 km/s iken, mantonun üst kısmında 8,1 km/s'ye çıkar.

Yerküre'nin iç ısı kaynağı ve mantonun konveksiyon hareketleri, yer kabuğunun günümüzdeki fiziksel özellikleri (kalınlık, bileşim, esneklik ve kırılganlık), atmosfer ve gezegenin su kütlesi uygun bir birleşim ve karşılıklı etkileşme ile, Yer'in Güneş Sistemi içinde benzerine rastlanmayan bir jeolojik etkinliğe sahip olmasını sağlar. Birlikte evrimleşme ile ortaya çıkmış ve yaşamın yeryüzünde varlığını sürdürebilmesi için vazgeçilmez olan bu sistem, gezegen tarihi boyunca belli sınırlar içinde sabit kalabilmiştir.

Linyit

Linyit, kahverengi kömür de denilen ve tamamına yakını termik santrallerde yakıt olarak kullanılan kömür sıralamasında en alt sırada yer alan bir kömür çeşitidir.

Linyitin ısıl değeri (kalorifik değer) düşük, barındırdığı kül ve nem miktarı fazladır. Buna rağmen yerkabuğunda bolca bulunduğu için başta Almanya, Amerika Birleşik Devletleri gibi gelişmiş ülkeler olmak üzere sıklıkla kullanılan bir enerji hammaddesidir.

Linyit Türkiye'nin birçok bölgesinde çıkartılmış ve halen çıkarılmaya devam etmektedir. Bu bölgelerden bazıları Kahramanmaraş ili Afşin ve Elbistan ilçesi, Ankara ili Nallıhan ilçesi (Çayırhan), Kütahya ili Seyitömer ve Tavşanlı ilçesi, Manisa ili Soma ve Muğla ili Yatağan ilçesinde, Adana ili Kozan ilçesinde, Bolu ili Mengen ilçesinde çıkartılır.

Antrasit

Doğal katı yakıtlar sınıfından olan yüksek kalorili bir kömür türü.

Pahalı olduğu için kullanımı sınırlıdır. Isınmadan çok kimyasal reaksiyonlarda indirgeyici olarak kullanılır. Doğada sınırlı miktarda bulunduğundan satışı kolay değildir. İçerdiği safsızlık çok az, karbon yüzdesi çok fazladır. Güçlükle tutuşan, koku ve duman çıkarmadan yanan bir çeşit taş kömürüdür. Katılık ve yoğunluğu diğer kömürlerden çoktur. Parmak üstünde leke bırakmaz. Kısa mavi renkli bir alevle yanar. Kalori 9.000 - 9.500 olduğu için lokomotiflerde kullanılır. Türkiye'de Kastamonu ilinde bulunan antrasit kömürleşme derecesi en yüksek, jeoloji bakımından en eski kömürdür. Ayrıca ısı değeri çok yüksektir.

Kömür ve Oluşumu

Kömür, katmanlı tortul çökellerin arasında bulunan katı, koyu renkli ve karbon ve yanıcı gazlar bakımından zengin kayaçtır. Kömür (taşkömürü) torkugillerden oluşur.

Dünyanın çoğu bölgesinde bulunan kömüre, yerin yüzeye yakın bölümlerinde ya da çeşitli derinliklerde rastlanır. Kömür çok miktarda organik kökenli maddenin kısmi ayrışması ve kimyasal dönüşüme uğraması sonucunda oluşan birçok madde içerir. Bu oluşum sürecine kömürleşme denir.

Bataklıklarda uygun nem ve sıcaklığın oluşması, ortamın asit miktarının artması, gerekli organik maddelerin ortamda bulunmasıyla bozunmuş, çürüyen bitkilerin su altına inmesi ve bataklığın zamanla üstünün örtülmesi gibi olaylar sonucu oluşur.

Deltalar (en kalın kömür damarlarının oluştuğu ortamlardır)
Göller ve nehirler (göl kıyıları, kalın kömür damarlarının meydana geldiği uygun bataklık ortamlardır)
Lagünler (deniz etkisinin olduğu ince kömür damarcıklarını meydana getirirler)
Akarsu taşma ovaları (ince kömür damarcıklarını oluştururlar).
Jeolojik devirde iki büyük kömür oluşum çağı vardır. Bunlardan daha eski olanı Karbonifer (345-280 milyon yıl önce) ve Permiyen (280-225) dönemlerini kapsar. Kuzey Amerika'nın doğusu ile Avrupadaki taşkömürü yataklarının çoğu Karbonifer döneminde; Sibirya, Asya’nın doğusu ve Avustralya'daki kömür yatakları Permiyen döneminde oluşmuştur. İkinci büyük kömürleşme çağı ise Kretase (tebeşir) döneminde başladı ve tersiyer dönemi sırasında sona erdi. Dünyadaki linyitlerin ve yağsız kömürlerin çoğu bu dönemde oluşmuştur. Kömürlerin türediği bitkilerden geriye çok az iz kalmıştır. Kömür katmanlarının altında ve üstünde yer alan kayaçlarda eğreltiotları, kibritotları, atkuyrukları ve birçok bitki fosiline rastlanabilir.

Kömürler yoğunluk, gözeneklilik, sertlik ve parlaklık bakımından farklılık gösterebilir. Genellikle kömür türleri bazı inorganik maddeler, genelliklede killer, sülfürler ve klorürler içerir. Bunlar da az miktarda civa, titan ve manganez gibi bazı elementler de içerir.

Kömür: Bitkiler öldükten sonra, bakteriler etkisiyle değişime uğrar. Eğer su altında kalarak değişime uğrarsa, C (karbon) miktarı artarak kömürleşme başlar. C miktarı %60 ise turba, C miktarı %70 ise linyit, C miktarı %80–90 ise taş kömürü, C miktarı %94 ise antrasit adını alır...

Petrol ve Oluşumu

Petrol, neft ya da yer yağı, hidrokarbonlar oluşmuş, sudan yoğun kıvamda, koyu renkli, arıtılmamış, kendisine özgü kokusu olan, yeraltından çıkarılmış doğal yanıcı mineral yağı. Latince’de taş anlamına gelen "petra" ile yağ anlamına gelen "oleum" sözcüklerinden oluşmuştur (Petra oleum= Petrol).

Petrol halk arasında, yalnız belirli bir yakıtı (benzin, gazyağı, dizel - motorin, motor yağı, fuel oil) olarak bilinmesine rağmen, aslında petrol kelimesi doğal halde bulunan ve yeraltından çıkarılan işlenmemiş ham petrol anlamına gelmektedir.

Petrol, hidrokarbonların karışımından meydana gelmiş olup, her zaman sabit bir kimyevî bileşimi yoktur. Doğal akaryakıt olan ham petrol, bulunduğu memleketlere göre değişen bileşimler gösterir. Örneğin; Amerika'da özellikle Pensilvanya bölgesinde çıkarılan petroller genellikle hidrokarbon sınıfından olan bileşikleri, Rusya petrolleri, kötü kokulu naften sınıfından bileşikleri; Romanya petrolleri ise bu ikisinin bir karışımını içerir.

Çeşitli tipteki petrollerin kendine has ağırlıkları 0,80-0,96; alevlenme noktaları 15-120 °C ve ortalama ısıtma kuvvetleri 10,500 kcal/kg'dır. Ortalama elementel bileşimleri ise; karbon %84, hidrojen %12, oksijen %1 olup çok az miktarda da kükürt bulunur. Teksas ve Kaliforniya petrollerinde kükürt diğerlerine oranla fazladır.

Değişik kimyasal içeriğe sahip hidrokarbonların bir araya gelerek oluşturduğu değişik kimyevi bileşimde olan çok sayıda petrol tipi bulunmaktadır (Örneğin: parafin bazlı petrol, asfalt bazlı petrol gibi).

Yüz milyonlarca yıl önce, denizlerde yaşayan ya da suların denizlere sürüklediği hayvan ve bitki kalıntıları anaeorabik bir ortamda, gerekli şartlar altında (ısı basınç ve mikroorganizmaların etkisiyle), ham petrole benzer kerojeni meydana getirmiştir. Kerojen sonradan, yukarı tabakalara doğru göç etmesi esnasında gittikçe değişmiş ve ham petrolü meydana getirmiştir. Bu yüzden de hiçbir sahanın ham petrolü, tam olarak öteki bir sahanın ham petrolüne uymaz; muhakkak az çok farklar bulunur. Hatta bu durum, aynı bir petrol sahasında bile, çoğu zaman görülür.

OPEC'in kurucusu Venezuellalı politikacı Juan Pablo Pérez, doğaya ve dünya siyasetine yaptığı olumsuz etkilerinden dolayı petrolü şeytanın pisliği olarak tanımlamış ve gelecekte insanlığın mahfına sebep olacağını öngörmüştü

Traverten

Traverten, basınç altında, bünyesinde erimiş karbon dioksit bulunan yeraltı suları, geçtikleri bölgelerdeki kalsiyum karbonatı (CaCO3) eriterek taşır. Suyun aniden açığa, basınçsız ortama çıkması ve karbondioksitin uçması ile, suda erimiş bulunan kalsiyum karbonat çok ince katmanlar halinde kayaların üzerine çöker. Bu birikim zamanla yastık gibi yumuşak hatları olan travertenleri oluşturur.

Traverten aynı zamanda mermerle birlikte kullanılan bir yapı malzemesidir. Türkiye'nin Denizli, Bucak-Burdur, Mut-Mersin, Sivas gibi birçok bölgesinde traverten ocakları işletilmektedir. Üretilen malzeme blok, moloz olarak veya fabrikalarda işlenerek ebatlı honlu - cilalı traverten gibi mamüller halinde iç piyasada kullanılmakta veya büyük oranda yurtdışına ihraç edilmektedir.

Konglomera

Konglomera, kum ve çakılların basınçla birleşmesi ve zamanla sertleşmesi sonucu oluşan kütlelerdir.

Antik Çağ'da özellikle sağlam olması istenen sütun gibi yapılarda kullanılmıştır.

İrili ufaklı yuvarlak çakıllardan oluşan sedimenter kayaç olup, ince taneli çimento ile bağlanmıştır. Diğer bir deyişle; yuvarlanmış, köşeli yüzeyler göstermeyen çakıl veya kaya bloklarının doğal bir madde ile çimentolanmasından oluşurlar.Bu doğal çimento silisli, kireçtaşlı, demir oksitli olabilir.2 mm'den daha iri yuvarlak parçalardan oluşan,taşlaşmış tortul kayaç yuvarlak olma özelliğiyle, köşeli kırıntılardan oluşan breşten ayrılır. Konglomeralar içerdikleri malzemelerin ortalama boyutuna göre,ince çakıl,iri ya da koca çakıl ve kocataş olmak üzere başlıca üç gruba ayrılır.Konglomeralar,litolojik özelliklerine,boyut ayrışma derecelerine ve matris bileşimlerine göre sınıflandırılır. Bu ölçütlerin hepsi malzemenin oluşumuna ilişkin ögelerdir. Başlıca iki tür konglomera vardır;

Genel olarak aynı litolojik yapıya sahip olan,iyi ayrışmış ( yani,boyutları az çok benzer ) ve yoksul matrisli olanlar,

Heterojen litolojik yapılı,kötü ayrışmış zengin matrisli olanlar.

Malzemenin boyut ayrışma derecesi çökelme biçiminin bir sonucudur.İyi ayrışmış konglomeralar normal su akıntılarının ürünüdür.Buna karşılık çamur akıntılarında ya da su altı kaymalarında olduğu gibi hızlı çökelmeler sonucunda kötü ayrışmış konglomeralar ortaya çıkar iyi ayrışmış konglomeralar uzun süreli aşınma ve birikme süreçleri ve kararsız minerallerin kaybı yoluyla oluşur.Bu tür konglomeralar daha çok kuvars ya da çakmaktaşı ağırlıklı ince çakıllardır. Kötü ayrışmış konglomeraların matrisi ise daha çok kil ya da kumdan oluşur; bunlara grovak konglomera denir.Kararsız mineraller içeren kötü ayrışmış konglomeralar,birikinti yelpazelerinde ve yoğunluk akıntılarında ( çok bulanık dip akıntıları) görüldüğü gibi,hızlı mekanik aşınmaların ve birikmelerin gerçekleşmiş olduğuna işaret eder.İyi ayırmış olanların tersine,bu tür oluşumlar genellikle kalındır ve uzamsal dağılımları sınırlıdır. Buzullarca biriktirilen konglomeralar da kötü ayrışmış türdendir.Antik Çağ'da özellikle sağlam olması istenen sütun gibi yapılarda kullanılmıştır.Konglomeraları oluşturan büyük çakıllar, nehir ve derin derelerin ağzında, kıyılara yakın yerlerde, alüvyon yataklarında ve deltalarda yığılır. Konglomeralarda ki çakıllar ekseriya kuvars, kireçtaşı ve kuvarsittir. Yuvarlanmış kayaçlardan oluşan bu çakıllar bazen magmatik, başkalaşıma uğramış yahut sedimenter kökenli olabilir.

Konglomeraları oluşturan büyük çakıllar, nehir ve derin derelerin ağzında, kıyılara yakın yerlerde, alüvyon yataklarında ve deltalarda yığılır. Konglomeralardaki çakıllar ekseriya kuvars, kireçtaşı ve kuvarsittir. Yuvarlanmış kayaçlardan oluşan bu çakıllar bazen magmatik, başkalaşıma uğramış yahut sedimenter kökenli olabilir.

Çeşitli kayaç parçalarının akarsu ortamında uzun mesafeler boyunca taşınıp, orta-iyi derecede yuvarlaklık kazanması sonucu oluşan, tane boyu 2 mm.’den büyük çakıl ve blokların kum ve doğal çimento ile bağlanıp pekişmesiyle konglomera adı verilen sedimanter kayaçlar meydana gelir. Kesilerek plaka halinde getirilen konglomeralar parlatıldıktan sonra inşaatlarda kaplama malzemesi olarak kullanılır. Konglomeralarda çakılların yaklaşık aynı sertlikte olması ve çimento ile iyi bir şekilde birleşmiş olması istenir. Çimentonun boşlukları doldurma derecesi iyi değilse kayaç boşluklu olur. Çakılları yuvarlak olan konglomeralara puding denilmektedir. Bu tür mermere örnek olarak Hereke Pudingleri verilebilir. Mermerlerin tektonik hareketlerle kırılıp parçalanması sonucu oluşan köşeli çakıllar kimyasal yolla çökeltilmiş bir çimento ile bağlanırsa breşler oluşur. Çimentonun rengi kırılan parçalardan farklı olduğu için, breşler cilalandığı zaman damarlı ve çok renkli güzel bir görünüm arz ederler.[

Kayaçlar, Kayaçların Oluşumu

Kayaç, çeşitli minerallerin veya mineral ve taş parçacıklarının bir araya gelmesinden ya da bir mineralin çok sayıda birikmesinden meydana gelen katı birikintilerdir. Kayaç terimi eski Türkçede sahre, yeni Türkçede külte ve yabancı dillerdeki rock, roche, gestein sözcükleri karşılığı kullanılmaktadır.

Kayaçlar oluşumları sırasındaki doğal ortamı yansıtan bir çeşit belgelerdir. Yer kabuğunun jeolojik gelişmesinin izleri bu çeşit kayaçlar üzerinde işlenmiştir. Bu nedenle onlar, Yer tarihinin doğal belgeleri sayılır.

Kayaçlar, mineral yapılarına, kimyasal bileşenlerine, barındırdığı bileşenlerin dokularına ve oluşumuna neden olan etmenlere göre sınıflandırılmaktadır. Bu belirleyiciler yardımıyla yapılan sınıflandırma, üç ana kayaç türünü içerir; bunlar Magmatik kayaçlar, tortul ve başkalaşım kayaçlarıdır. Bu sınıflandırmada daha çok parçacıkların büyüklükleri temel alınmıştır. Bir kayacın başka bir kayaca dönüşümü, kayaç döngüsü adı verilen bir jeolojik modelle gösterilmektedir. Kayaçlarla ilgilenen bilim dalına petrografi adı verilir. Petrografi, Jeoloji'nin temel dallarından biridir.


Magmatik kayaçlar

Erimiş halde bir silikat hamuru durumunda olan magmanın veya akkorun yer kabuğunun derinliklerinde veya yeryüzünde soğuyarak katılaşması sonucu meydana gelen kayaçlardır. Bunların genel karakterleri ise, kristallerden oluşmuş kütle halinde kayalardır. Magmanın soğuması ve katılaşması derinlerde yavaş yavaş meydana geldiği zaman, tam kristalli plütonik kayaçlar, soğuma ve katılaşma yeryüzünde veya yeryüzüne yakın derinliklerde hızlı veya çabuk oluştuğu takdirde, volkanik ve damar kayaçları meydana gelmektedir.


Plütonik (intrüzif-iç püskürük) kayaçlar

Yükselen magmanın yeryüzüne erişmeden kabuk içinde herhangi bir derinlikte yerleşmesi ve katılaşması ile oluşan kayalara denir. Derin seviyelerde yerleşen ve katılaşan magmatik kütlelere derinlik kayaları da denir.

Bunlar genellikle iyi kristalleşmiş minerallerden oluşmuş kayaçlardır. Mineraller kayaç türüne göre bir veya birkaç çeşit olabilirler.

Plütonik kayalar yer kabuğu içinde farklı biçimlerde bulunur ve buna göre adlandırılırlar. İç kuvvetlerin niteliği, yer kabuğunu oluşturan malzemenin özellikleri, yükselen magmanın akıcılığı, yoğunluğu ve hacmi bir sahadaki plütonik kütlelerin biçimini ve bulunuş tarzını belirleyen başlıca etkenlerdir. Biçimleri ve bulunuş tarzları farklı olan ve bu nedenle ayrı isimlerle adlandırılan başlıca plütonik kütle türleri batolit, lakolit, lapolit, filon(dayk), sill(tabaka filonları) ve volkan tıkaçları(nek)dır. Bunlardan alan ve hacim olarak en büyükleri olan ilk üçü genellikle plüton terimi ile açıklanırlar. Plütonların oluşumuna yol açan magmatik olayların tümüne de plütonizma denir.


Volkanik (Ekstrüzif-dış püskürük) Kayaçlar

Magmanın yeryüzüne çıkarak, orada soğuması sonucunda meydana gelen katılaşım kayalarına ekstrüzif kayalar veya dar anlamda volkanik kayalar denir.

Bunlara yüzey kayaçları da denir; bunlar yarı kristalli, porfirik yapılıdır. Kayaç, çoğu kez gözle görülebilen mineral fenokristalleri ve kristal olmayan, camsı bir hamurdan oluşmaktadır. Örneğin; andezit, riyolit, bazalt vb. gibi.

Sedimanter (Tortul) Kayaçlar

Kayaların oluşum bakımından farklı ikinci takımını sedimanter (tortul) kayalar veya öteki adıyla sedimentitler meydana getirir. Eskiden var olan kayaların akarsular, buzullar, rüzgarlar, dalgalar gibi dış etkenler tarafından aşındırılarak sürüklenen kırıntılarının ve diğer çözülme ürünlerinin, ya da kimyasal yolla yerinde meydana gelen maddelerin normal basınç ve sıcaklık altında su üstünde veya su altındaki ortamlarda birikmesiyle sedimentler (çökeller) oluşur. Sedimentler zamanla çeşitli değişikliklere uğrarlar. Yığılan maddelerin ağırlığı altında sıkışırlar, içerdikleri su dışarı atılır, gözenekleri azalır ve hacimleri küçülür; kendi içlerinde meydana gelen kimyasal olaylarla yeni mineraller oluşabilir; taneler ve kırıntılar arasında bir çimento meydana gelir. Bütün bu süreçlerin sonucunda Sedimentler pekleşerek taşlaşır ve tortul kaya haline dönüşür. Yüzbinlerce, hatta belki milyonlarca yılı kapsayan ve sedimentlerin tortul kaya haline gelmesine yol açan bütün bu süreçlerin tümüne diajenez denir.

Bu kayaçlar kimyasal, fiziksel (kırıntılı) ve organik tortullar olmak üzere üçe ayrılır. Kimyasal tortullar, suların içindeki eriyik maddelerin çökmesi ile oluşmuş olup kireç taşı, traverten, jips ve kaya tuzu gibi örnekler barındırır. Bu tortullar, Dünya'daki tüm tortulların %65'ini kapsar. Fiziksel tortullar, kayaçların parçalanması ile oluşan kırıntılı malzemelerin oluşturduğu kayaçlar olup, konglomera, kum taşı ve kil taşı gibi örnekleri içinde bulundurur. Bu tortullar, tüm tortulların %20-25'ini kapsar. Son olarak organik tortullar, bitki ve hayvan kalıntılarının birikmesi sonucunda oluşan kayaçlar olup, petrol, kömür gibi örnekler barındırır. Bu tip tortullar, tüm tortullar içinde %10-15 kısmını kapsar. Tüm tortul kayaçlar Dünya'nın yüzeyinde veya yüzeyine yakın tabakalarında oluşur.


Fiziksel Tortul Kayaçlar

Çeşitli büyüklüklerde taş ve mineral parçalarının karalarda ve denizlerdeki tortullaşma havzalarında çökelmeleri ile meydana gelen taneli - parçacıklı kayaçlar dır. Değişik boyuttaki tanelerin bir çimento-maddesi ile birleşmeleri, birbirine kenetlenmeleri sonucu katı ve sıkı halde bulunan çimentolu tortul kayaçlar oluşur. örneğin; kumtaşı, konglomera, gibi. Taneleri birbirine bağlayacak, birleştirecek bir madde bulunmadığı hallerde, taneler serbest kalır ve çimentosuz tortul kayaçlar meydana gelir. Örneğin; kum, çakıl, kil gibi. Kırıntılı tortul kayaçların sınıflandırılması ve adlandırılması tanelerin boyutlarına, türlerine, biçimlerine, yuvarlak ve boylanma derecelerine, homojen ve heterojen oluşlarına ve çimento maddesinin bileşimine göre yapılır.


Organik Tortul Kayaçlar

Foraminiferler, radyolaryalar, algler, süngerler ve mercanlar gibi kabuklu organizmaların kalıntılarından oluşan kayaçlar dır. Organizmaların katı kısımları burada taşlaşmış, fosil haline gelmişlerdir.

Organik tortul kayaçların sınıflaması ve adlandırılması eskiden beri organizmaların kavkılarını ve iskeletlerini oluşturan başlıca maddelerin kimyasal bileşimlerine göre yapılmaktadır; Örneğin, kireçli, silisli, bitümlü, fosfatlı vb. gibi.


Kimyasal Tortul Kayaçlar

Doygun eriyiklerin çökelmesi ve tuzlu suların buharlaşması sonucu meydana gelen tortulardır. Mağaralardaki dikit ve sarkıtlar, deniz kıyılarındaki kireçli ve demirli olitler, kapalı göl kenarlarındaki tuz birikintileri ve kaynaklar etrafındaki taşlaşmalar (travertenler) kimyasal tortulların başlıca örnekleridir.


Metamorfik (başkalaşım) kayaçlarDüzenle

Tortul veya magmatik diğer kayaçların sıcaklık, basınç, gerilme ve kimyasal aktivitesi olan sıvılar etkisi ile değişmeleri, başkalaşmaları sonucu meydana gelirler. Genelllikle kristallerden oluşmuş, paralel yapılı kayaçlardır. Bunlara kristalin şistler de denir. Metamorfizma: Yer kabuğunun derinliklerinde hüküm süren değişik fiziksel ve kimyasal şartların etkisi ile kayaçlardan katı halde meydana gelen mineral değişikliği veya mineral transformasyonu olayıdır.

Mineraller belirli bir sıcaklık ve basınç altında duraylı durumda bulunurlar. Her mineralin kendine öz bir duraylılık sıcaklığı ve basıncı vardır. Eğer sıcaklık ve basınç değerinde bir artma, bir değişme olursa, mineralde de değişme başlar, mineral aynı kimyasal bileşimde başka bir duraylı minarele dönüşür, böylece bir mineral transformasyonu olur. Metamorfizmanın aslı da budur.

Metamorfizma olayı büyük ve sıcak bir magma kütlesinin çevresinde meydana geldiği zaman kontakt veya termal metamorfizmadan; büyük bir fay veya bindirme düzlemi kenarında oluştuğu takdirde dislokasyon veya kataklastik metamorfizmadan söz edilmektedir; jeosenklinallerde (dalma-batma zonlarında) dağ oluşum hareketleri (orojenez) ile birlikte meydana gelen metamorfizmaya rejiyonal termo- dinamo metamorfizma; dip kısımlarının yavaş yavaş çökmesi ile on binlerce metre kalınlıkta tortuların (sedimentlerin) biriktiği okyanus havzalarında gelişen metamorfizmaya da çökme veya gömülme metamorfizması denilir.

Metamorfik kayaçların başlıca özelliği, bunların birbirine paralel düzlemler boyunca ve kolaylıkla yaprak yaprak veya dilim dilim ayrılmaları, bölünmeleridir.

kalker → mermer
granit → gnays
kömür → elmas
kil taşı → şist
kum taşı → kuvarsit
Bu üç ana kayaç türü — magmatik, tortul ve başkalaşım — daha birçok alt dala ayrılır. Yine de bu ilintili kayaçlar arasında sert ve sıkı sınırlar yoktur. Bileşenlerinde yer alan minerallerdeki boyutların artıp azalması, bir kayacı başka bir kayaç hâline getirebilmektedir. Bu nedenle, belli özellikler için hazırlanan dereceler için hazırlanan tanımlamalar sayesinde herhangi bir kayaca isimler verilebilmektedir. Birde bazı kayaçlar elmas yapımında kullanılır

Toplumdaki etkisiDüzenle

Kayaçlar, insanoğlu için kültürel ve teknolojik anlamda büyük bir etkiye sahiptir. Homo sapiens ve diğer insansılar tarafından iki milyon yıldan beri kullanılan kayaçlar, insanlar için teknolojinin temel ögelerinden biridir. Taşların madenlerden çıkartılarak çeşitli amaçlar için kullanılması, en eski teknolojik ilerlemelerden biridir. Ancak bu süreç çeşitli yerlerde farklı madenlerin ve taşların bulunması nedeniyle farklı zamanlarda ilerleme gösterdi.

Tarih öncesi devirler arasında Taş çağı, Bronz çağı ve Demir çağı gibi çağlar yer almaktadır. Her ne kadar Taş çağı görünürde tüm dünya medeniyetleri üzerinde sona erdiyse de, birçok kayacın, binaların ve altyapıların inşasında kullanılmasına devam edilmiştir. Kayaçlar bu anlamda kullanıldığında kesme taş adıyla anılır...

Ülkemizdeki Yerleşme Şekilleri

Nüfusumuz, köyaltı yerleşmelerden büyük şehirlere kadar uzanan değişik yerleşme merkezlerinde yaşamaktadır. Bu yerleşim yerleri (köyaltı yerleşmeleri, köyler şehirler) nüfus miktarı, ekonomik faaliyetler, ve doğal ortam bakımından kendilerine özgü özellikler taşır.

İdari sınıflamaya göre yerleşmeler
Köy: en küçük yerleşme birimidir
Köy; okul,cami, otlak, baltalık ve orman gibi ortak malları bulunan toplu ve dağınık şekilde oturan insanların,tarla bahçe ve bağlarıyla birlikte oturdukları yerleşmelerdir.

İlçe: Köy ile il arasındaki idari birimdir. Kaymakam tarafından yönetilir. İlçenin sınırları içersinde ilçe merkezi ve ona bağlı köyler bulunur.

İl: En büyük idari birimdir. Vali tarafından yönetilir. İl sınırları içersinde, ilçe merkezleri, ve bu ilçelere bağlı köyler bulunur.
Yerleşme Coğrafyası açısından yerleşmeler şöyle sınıflandırılır.

Köyaltı yerleşmeler (Yayla, kom, Mezra, Oba) Kırsal Yerleşmeler
Köyler
Kasabalar
Kentsel Yerleşmeler
Kentler

Not: Yerleşme coğrafyası yönünden yerleşim birimleri, yerleşmenin nüfusu fonksiyonu(işlevi), kuruluş yeri ve büyüklüğü gibi bazı özelliklerle birbirinden ayrılır.

Not: Coğrafi yönden bu iki grup yerleşme arasındaki fark, yerleşme birimlerindeki insanların uğramış oldukları ekonomik fonksiyonlardır.

Not: Eğer bir yerleşim birimindeki insanların çoğu geçimini tarımdan elde ediyorsa burası Kırsal Yerleşme, buna nüfusun çoğu geçimini sanayi ve hizmetler sektöründe çalışarak sağladığı yerleşim birimleri Kentsel Yerleşme grubuna dâhildir.

Not: Türkiye de yerleşmeleri kırsal yerleşmeler ile şehirleri ayırmada kullanılan en önemli ölçü nüfustur. Yerleşme ayrımın da genel kriter 10 bin nüfusu ölçüsüdür.

1. Kır Yerleşmeleri:
Kır yerleşmeleri, tarım ve hayvancılığın birlikte yapıldığı ya da birinin diğerinin ön plana çıktığı yerleşmelerdir.

Başlıca Kır yerleşmeleri; köyler ve tek ev ile köy arasın da geçiş özelliği gösteren köy altı yerleşmelerdir.Kır yerleşmeleri genel olarak nüfusları az olup, genellikle birkaç yüz kişi ile Birkaç bin arasında değişir.

Kır yerleşmelerinde nüfusun az olmasın da, buradaki geçim kaynaklarının sınırlı olmasındandır. Bunun için kırsal kesimdeki hızlı nüfus artışı insanları göçe zorlamıştır.

Not: Kır yerleşmelerinin özelliğini doğal çevre ile insanların ekonomik faaliyetleri belirlemektedir.
Ülkemizde kırsal yerleşmeler dokularına göre toplu ve dağınık olmak üzere ikiye ayrılırlar.

Toplu Yerleşme :
Yerleşmeyi meydana getiren evlerin birbirine çok yakın olduğu yerleşmelere toplu yerleşme adı verilir. Yer şekillerinin sade, su kaynaklarının az olduğu kurak ve yarı kurak iklim bölgelerinde evlerin mevcut su kaynaklarının etrafında toplanmasıyla oluşur. Örnek: İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu

Dağınık Yerleşme:
En küçük yerleşme olan evler yerleşim alanına tek tek dağılmış ise bu yerleşme şekline dağınık yerleşme adı verilir. Su kaynaklarının bol, yer şekillerinin engebeli ve tarım arazilerinin parçalı olduğu yerde dağınık yerleşmeler yaygındır. Ülkemizde dağınık yerleşmelerin en fazla olduğu bölge Karadeniz bölgesidir.

Not: Dağınık ve toplu yerleşmeyi belirleyen onu etken su kaynaklarının dağılışı ve yer şekilleridir.
Yurdumuzdaki kır yerleşmeleri, yerleşme birimlerinin özellikleri bakımından köy altı yerleşmeleri ve köyler olmak üzere ikiye ayrılır.

A) Köy altı yerleşmeleri:
Köyden küçük olan idari ve ekonomik olarak köye bağlı olan köy altı yerleşmeleri, bazı kişilerin çeşitli nedenlerle köylerden ayrılarak küçük birimler halinde oluşturdukları yerleşmelerdir.

Köy altı yerleşmelerinin ortaya çıkmasında
Kalabalık ailelerden koparak bağımsız yaşama isteği
Aileler arasında çıkan anlaşmazlıklar
Tarla arazilerinin yetersiz ve birbirinden uzak olması
Hayvanlar için otlak ve barınak temini gibi faktörler etkili olmuştur.
Devlete ait topraklarda özellikle orman alanlarında arazi kazanmak amacıyla köye bağlı alt yerleşmeler ortaya çıkmıştır.

Çiftlik:
Başta Trakya olmak üzere, batı Anadolu, Akdeniz ve iç Anadolu bölgelerinde yaygın olarak bulunan köyaltı yerleşmelerden biridir. Çiftlik, köy ve kent yerleşmelerinin uzağında kurulmuş genellikle geniş bir toprak mülkiyeti içinde oluşmuş küçük yerleşim birimleridir. Genel olarak tarım ve hayvancılık yapılır.
Türkiye’de çiftlik yerleşmeleri, kıyı ege bölümündeki çöküntü ovalarında özellikle pamuk tarımı yapılan arazilerde oldukça yaygındır.

Mezra:
Tarım yapılabilecek ya da hayvan beslenebilecek bir alanda birkaç ev ve eklentisinden oluşan köyaltı yerleşmeleridir. Kelime anlamı olarak ziraat yapılan yer anlamına gelir. Mezra, herhangi bir köyün sınırları içinde ama köyden uzak birkaç ev ve tarım yapılan alanlardan oluşur.
Genellikle 8-10 evden oluşur. Genellikle varlıklı birkaç ailenin mülkiyetindedir. Yarıcı denilen kiracılar tarafından işletilir. Güneydoğu Anadolu ve Karadeniz bölgelerinde yaygın olan yerleşmelerdir.

Kom:
Hayvan yetiştirme ve besleme amacıyla köylerden uzak yerlerde kurulmuş evler ile eklentilerinden oluşan yerleşim birimleridir. D.A. bölgesine özgü bir yerleşme biçimidir. Komlar genellikle yazın faaldir.
Geçici yerleşim birimleridir.

Oba:
Hayvancılıkla uğraşan ailelerin genellikle çadırlardan oluşan ve yaz aylarında yerleşilen geçici yerleşmelerdir.Akdeniz bölgesindeki Yörüklerin geleneksel yaşamları, oba şeklindedir.
Divan: Birbirinden uzakta kurulmuş olan ve birlikte bir köyü oluşturan mahallelere divan denir.
Samsun, Bolu, İstanbul üçgeni içindeki alanda görülen sürekli yerleşmelerdir.

Yayla:
Köy altı yerleşmenin en yaygın olanlarıdır. Yaylacılığın ülkemizde bu kadar yaygın ve önemli olması, ülkemizin yer şekilleri ve iklimin doğal sonucudur.Ülkemizde yazların genelde az yağışlı geçmesi nedeniyle otlar kurur.İnsanlarda hayvancılık faaliyetlerini geliştirmek için yazın yeşil otlakların bulunduğu yüksek ve serin yerlere çıkarlar.Türkiye’de hayvancılık amacıyla yapılan yaylacılıktan başka yaylacılık etkinlikleri de vardır.
Özellikle son yıllarda kıyıların giderek kirlenmesi ve deniz kıyılarında yapılan tatilin pahalı olması, yayla turizmini geliştirmiştir.Yaylalar çeşitli yöre ve bölgelere göre farklı amaçlarla kullanılmaktadır.
Karadeniz bölgesinde; eğlenme,dinlenme, panayırlar düzenlemek şeklinde gelişmiştir. Akdeniz bölgesinde; daha çok yaz aylarında (Toroslarda ki yaylalar) Akdeniz kıyısının nemli ve bunaltıcı havasından kurtulup serinlemek hem de hayvancılık için kullanılır.

Köyler:
1924 yılında çıkarılan 442 sayılı köy kanuna göre, cami, okul yayla, baltalık, orman gibi malları bulunan ve toplu ve dağınık olarak oturulan insanların, bağ, bahçe ve tarlaları ile birlikte oluşturdukları yerleşmelere köy yerleşmesi denir.
—Köy yerleşmelerinin en küçük yerleşim birimleridir.
—Köyler ekonomik yapısı tarım ve hayvancılığa dayanan sürekli kır, yerleşmeleridir.
—Kuruluş yerleri itibari ile köyler genellikle akarsu boylarında, dağ yamaçlarında vadi içlerinde ovalarda, deniz kıyılarında bulunur.
—Düzlüklerde kurulmuş köyler genellikle tarıma uygun bölgelerde yer aldıklarından nüfusları fazla olup, diğer köylere göre gelişmişlerdir.
—Köyleri ekonomik fonksiyonlarına göre incelediğimiz zaman genellikle verimli tarım alanlarının yakınında kurulan köylerde halkın tarımla uğraştığı, ormanların yakınında kurulan köylerin ormancılıkla uğraştığı dağlık alanlar da ise hayvancılığın ön plana çıktığı görülmektedir. Ayarıca deniz ve göl kenarlarındaki köylerde halk balıkçılıkla uğraşmaktadır.

KENTSEL (ŞEHİR) YERLEŞMELER
Belirli bir plan dâhilinde kurulmuş ve gelişen, onbinlerce insanı birbirinden ve insanların geçiminde tarım dışı kaynakların hâkim olduğu toplu ve en büyük yerleşim birimidir.
Kent yerleşmelerini kır yerleşmelinden ayırmada daha çok nüfusu, idari yapısı ve ekonomik fonksiyon kriterleri dikkate alınır.
T.İ.K(Türkiye istatistik kurumu) nüfusu 10.000 nin üzerindeki yerleşmeleri kent olarak kabul etmektedir.

Kent ve kır yerleşmeleri arasındaki farklılıklar:
Yönetim farklılığı: köyler muhtar tarafından yönetilir. Oysa kentler, il ise vali, ilçe ise kaymakam tarafından yönetilir.
Nüfus farklılığı: kır yerleşmeleri, kent yerleşmelerine göre az nüfuslu yerleşim yerleridir. Köy ile kent arasındaki nüfus sınır, yurdumuzda da genellikle on bin olarak oluşmaktadır.
Ekonomik fonksiyon farklılığı: Kır yerleşmelinde hakim olan ekonomik faaliyet tarımdır. Kentlerde ise sanayi ve hizmetler sektörü yaygındır.
Planlama farklılığı: kentler planlı yerleşme birimidir. Kent yerleşmeleri, sanayi bölgeleri, ticaret bölgeleri, mesken alanları gibi yerleşme bölgelerine (semtlere) ayrılmıştır.
Oysa kır yerleşmelerinin böyle bir planlama özelliği yoktur.Genel olarak plansız kurulmuş yerleşmelerdir.

7 Şubat 2015 Cumartesi

Dover boğazı

Dover Boğazı Manş Denizi'nin en dar yeri. İngiltere kıyısında Dover şehri, Fransa kıyısında Calais şehri bulunmaktadır. İngilizler tarafından Dover, Fransızlar tarafından Calais Boğazı (Pas de Calais) olarak adlandırılmaktadır.


Dover'ın beyaz uçurumları
Bu boğaz Manş Deniziyle Kuzey Denizini birleştirir. Boğazın genişliği 32 kilometredir. 72 m derinliğindedir. Dover Boğazı'nın her iki kıyısı aralarındaki bağlantı ancak buzul devrinden sonra bozulmuş olan yüksek tebeşir kayalarıyla çevrelenmiştir. Dover Boğazı'nda kuvvetli gel-git akımları görülür. Bu akımların dalga boyu 5-6 metreyi, hızı saatte 5 deniz milini bulur. Dover Boğazı, Kuzey Denizi ile Atlantik Okyanusu arasındaki ulaştırmanın hemen bütün yükünü çeker.

1805'ten beri altından tünel geçirilmek üzere birçok projeler hazırlanmışsa da, bunlar İngiliz Milli Savunma Bakanlığı'nın karşı koyması yüzünden gerçekleştirilememiştir. Fakat bu proje son yıllarda Fransızlar tarafından tekrar tekrar ele alındı. İngiltere'yle ortak olarak yapımına başlanan tünel ulaşıma açılmak üzeredir (1993). Dover Boğazı Doğu Avrupa'yı, Batı Avrupa kıyılarıyla, Afrika'yla birleştiren önemli bir geçittir. Bu bakımdan dünyanın en hareketli boğazlarından biridir.

Boğazı yüzerek ilk defa 1875 senesinde Mattew Webb adlı bir İngiliz geçmişti. 1926 senesinde ise ABD'li Gertrude Ederle adındaki bir kadın geçti. Balonla ise 1785'te Jean Pierre Blanhard ve John Jefferies geçti. 1909'da Fransız pilot Louis Bleriot tarafından uçakla geçildi.

Malakka Boğazı

Malakka Boğazı, Malezya Yarımadası (Batı Malezya) ve Endonezya'ya bağlı Sumatra adası arasında 805 km uzunluğunda dar bir boğazdır.

Ekonomik ve stratejik açıdan bakıldığında Malakka Boğazı dünyanın en önemli deniz yollarından biri olup, Süveyş Kanalı ve Panama Kanalı'nın bir eşdeğeridir.

Boğaz Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus arasında ana denizyolu pasajını oluşturmakla, aynı anda dünyanın en kalabalık 3 ülkesi olan Hindistan, Endonezya ve Çin'i deniz yoluyla bağlılığını sağlamaktadır. Bununla kalmayıp yörenin en gelişmiş Ticaret Devlerini; Japonya, Güney Kore ve Tayvan'ı uluslararası ticarete bağlar.


Malaccamax tankerlerin Orta Doğu Petrol yataklarından Çin'e giden deniz yolu.
Her sene yaklaşık 50.000 gemi bu boğazı kullanarak, 1/5 ile 1/4´lik oranla dünya deniz ticaretine katkı sağlar.[kaynak belirtilmeli] 2003 senesinde dünyada gemi ile nakliyat edilen bütün petrolun 1/4´i bu boğazdan geçmiştir.

Nakliyat 1995´de yaklaşık 7,8 milyon varil (7,8 MMbbl)[1], 2002´de 10,3 milyon varil (10,3 MMbbl)[2] ve 2002 sonrası 11 milyon varil (11 MMbbl) veya 1,700,000 m³´tür ve Çin ekonomisinin büyümesiyle bu oranın dahada büyümesi beklenmektedir.

Singapur yakınlarında bulunan Phillips Kanalı´nda boğaz sadece 2.8 km veya 1.5 deniz mili genişliğindedir ve dünyada önem taşıyan en dar geçitlerden birisidir.

Boğazı geçebilecek gemilerin azami ebatları uluslararası tanımlanan standartlara göre Malaccamax sınıfına kısıtlıdır.

Maalesef bu ekonomikle son derece önemli yörenin birde perde arkası vardır. Özellikle bu bölgede her türlü ticari gemilere karşı düzenlenen Korsancılık´tır. Ufak ticari gemilerden, seyahat gemileri ve en büyük Petrol tankerlerine kadar hepsi bu tehlike ile gün ve gün karşıkarşıya kalırlar.

Boğazda Korsancılık oranı geçen senelerde artmaya devam etmiştir. 1994 senesinde 25 saldırı var iken, bu rakam 2000´de 220 olmuş ve 2003 senesinde 150´yi bulmuştur. Bu oran dünya genelinde var olan deniz korsancılığının 1/3´ini teşkil eder.[kaynak belirtilmeli]

2004 senesinin ilk yarısında gene artan rakamlardan dolayı Malezya, Endonezya ve Singapur Devlet Deniz Kuvverleri ve Sahil Güvenlik Kurumları bölgede deniz güvenliğini artırmak için, daha çok patrolye yapmaya başlamışlardır.

Bazı güvenlik uzmanlarına göre bir grup teröristin, boğazın fazla derin olmayan bölgelerinde büyük bir gemi batırıp, böylece boğazda trafik sıkışıklığına ve dünya ticaretine zarar uğratma imkânının olduğunu savunurken, diğerleri böyle büyük çapta bir saldırının olasılığını rededer.

Ayrıca bakınız: Malakka Boğazında deniz korsancılığı
Boğazda halen 34 adet batık gemi vardır ve bazıları 1880´lerden kalmadır. Bu batıklardan meydana gelen kaza tehlikesi halen mevcuttur.


Trafiği engelleyen yangın dumanları.
Boğazın diğer bir başka tehlikesi ise, Sumatra adasında tarım ve başka nedenler için kundaklanan orman yangınlarıdır. Bu yangınlardan oluşan duman, boğaz trafiğini olumsuz şekilde etkiler. Gemilerden görünüm sadece 200 metreye kadar düşebilir ve zaten oldukça dar ve yoğun olan trafiğe başka bir sorun daha yapar.

Cebelitarık Boğazı

Akdeniz ile Atlas Okyanusu'nu birleştiren, Avrupa ile Afrika kıtalarını ayıran boğazdır. Antik çağda Herkül'ün Sütunları olarak da bilinirdi. Adını Tarık bin Ziyad'dan alan boğaz, 60 km uzunluğunda ve 44 km genişliğinde, en derin yeri ise -426 m.'dir. Boğazın siyasal egemenlik bakımından kontrolü üç ülkenin elindedir;Birleşik Krallık, İspanya ve Fas.

Boğazda, yüzeyde doğudan batıya giden kuvvetli bir akıntı vardır. Derinlerde ise daha zayıf bir akıntı Akdeniz’den Atlas (Atlantik) Okyanusuna akar. Cebelitârık Boğazının her iki yanı da sarp kayalıklarla çevrilidir. Bitki örtüsü bakımından Boğaz’ın iki yakasında berâberlik görülür. Boğaz’dan yılda 7000-7500 gemi geçer. Boğaz’ın Afrika kıyısında bulunan Tanca ise milletlerarası bir statüye bağlanmıştır. Bu statü muayyen bir devletin buraya yerleşmesine mâni olmaktadır.

Bab'ül Mendep

Bab'ül Mendep, Kızıldeniz'i Aden Körfezi'ne bağlayan boğazın adıdır. Boğaz aynı zamanda Afrika ile Arap Yarımadası'nı birbirinden ayırır. Kuzeydoğu kıyısında Yemen, güneybatı kıyısında ise Cibuti yer alır.

Kelime anlamı olarak "hüzün kapısı" demektir. Boğaz, Hint Okyanusu ile Güneydoğu Asya'yı Süveyş Kanalı yoluyla Akdeniz'e ve Avrupa'ya bağlayan dünyanın en önemli deniz ticaret yollarından biridir. Dünyada tankerle taşınan petrolün yaklaşık %8'i bu boğazdan geçer.

Bazı antropologlar, deniz seviyesinin bugüne kıyasla çok daha düşük olduğu yaklaşık 60.000 yıl önce, bugünkü insanı oluşturan homo sapiens türünün bu bölgeden Afrika dışına çıkarak dünyaya yayıldığını düşünmektedir.

Hürmüz Boğazı

Umman Körfezi ile Basra Körfezi'nin arasındadır. Boğazın kuzey kıyısında İran, güney kıyısında ise Umman toprakları bulunur. Genişliği 38.90 kilometre kadardır. Ortadoğu petrollerinin %40'ını (ABD, Batı Avrupa ve Çin'e gönderilen petrolün yaklaşık yarısı) bu boğazdan transit geçen gemiler taşır.

Süveyş Kanalı

17 Kasım 1869'da trafiğe açılmıştır. Akdeniz ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayan yapay su yoludur. Temelleri Osmanlı İmparatorluğu tarafından atılmış, Baharat Yolu'nun canlandırılması sağlanmıştır. Kanal (Süveyş) Cephesi, Almanya'nın isteği üzerine açılmıştır. 1. Dünya Savaşı'nda İngiltere ve de Arapların yardımı ile Osmanlı topraklarından (sınırlarından) çıkarak İngiltere'nin sınırlarına girmiştir. İngiltere tarafından da 1869'da açılmıştır.

Napolyon Mısır'ı işgal ettikten sonra 1799'da bu konuda olurluluk raporu istemiştir. Sina Yarımadası'nın batısındadır. 163 kilometre uzunluğunda ve en dar yerinde 300 metre genişliğindedir. Kanal, Afrika çevresinde dolaşmaya gerek kalmadan Asya ile Avrupa arasında deniz taşımacılığı yapılmasını sağlar.

Dünyanın en önemli su yolları arasında yer alır. Eski gemiciler ticarette çok uzun yol ve mesafe kat ettikleri için böyle bir kanal yapma gereksinimi ortaya çıkmıştır.

Derinliği 11-12 m'dir. Su kesimi 10,36 m'den fazla olan gemiler kanaldan geçemez. 1951 yılında trafiği kolaylaştırmak amacıyla el-Kantara ile el-Firdan arasında 13,5 km' lik bir yan geçit açılmıştır.

Dünyada kapakları olmayan en uzun kanaldır. Diğer kanallarla karşılaştırıldığında kaza oranı hemen hemen sıfırdır. Gece ve gündüz geçiş yapılabilir.

Panama Kanalı

Panama Kanalı, Orta Amerika'nın en güney ülkesi Panama topraklarında yer alır ve Atlas Okyanusu ile Büyük Okyanus'u birbirine bağlayan su yoludur.

İnşaat ABD tarafından tamamlanmış ve kanal 1914'te hizmete açılmıştır. 77 kilometre uzunluğundaki kanalın yapımı sırasında, sıtma ve sarı humma gibi hastalıklardan büyük toprak kaymalarına kadar her türlü güçlükle karşılaşılmış ve yaklaşık 27.500 kanal çalışanı bu süreçte can vermiştir.Bu kanal Güney Amerika ve Kuzey Amerika'yı birbirinden ayırır.

Bugün New York'tan San Francisco'ya giden bir geminin, Panama kanalını kullanarak 9.500 km yol yapması, Horn Burnu'nun dolaşılmasını zorunlu kılan eski günlerdeki 22.500 km yola oranla büyük bir kolaylıktır.

Açılışından 2002 yılına dek, yaklaşık 800.000 geminin geçtiği tahmin edilen Panama Kanalı'ndan her yıl 14.000'den fazla gemi geçmekte olup taşınan yük miktarı 203 milyon tonu bulmaktadır.

Kanal boyunca yolculuk yaklaşık 9 saat sürmektedir.Ayrıca kanalda bulunan indirgeçli kaldırgaç sayesinde aşılması zor olan noktalarda gemiler ilerleyebilmekte ve hareketlenme kazanabilmektedir.

Panama kanalı dünyanın mühendislik harikasıdır ve en pahalı kanaldır.Kanal, bölgenin sosyoekonomik koşullarını geliştirmiştir. Panama kanalı ile Panama halkının refah seviyesi yükselmiştir. Kanal ülkenin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.

Panama Kanalı deniz seviyesinden 28 metre yukarıdadır.Sıvıların dengesi kanunundan faydalanılarak gemiler kanal içinde yavaş yavaş yükseltilir ve aynı metotla diğer tarafa doğru indirilir.

7 Ocak 2015 Çarşamba

Türkiye'nin İklim Özellikleri ve İklim Tipleri


Memleketimiz, çok çeşitli iklimlerin bulunduğu talihli ülkelerden biridir. Üç yanının denizlerle çevrili oluşu, çok yerinin yüksek bölgeler halinde bulunuşu, sıra sıra dağların ve ovaların uzanışı, Türkiye’de türlü özellikler taşıyan ve her birinin ayrı ekonomik ve yerleşme değeri bulunan çeşitli iklimlerin doğmasına imkan vermiştir. Daha kış sonunda ve ilkbahar başlarında meyve ağaçlarının tomurcuklandığı ve çiçek açtığı güney kıyı bölgelerimize karşılık, henüz kışın bütün şiddetiyle hüküm sürdüğü Erzurum-Kars yaylaları bunun tam tezat teşkil eden bir örneğidir. Yaz ayları içinde serin ve esintili günlerin çok olduğu Kars yaylalarına karşılık da, aynı tarihlerde güney kıyı bölgelerimizde ve Ege denizi kıyılarımızda çok sıcak günler hüküm sürer.

Türkiye iklimleri, çeşitli yeryüzü şekillerine, denizlere, yüksekliğe ve dağların uzanış durumuna bağlı olarak, sanki bir mozaik görünüşünde iklim bölgeleri ve bölgecikleri ile doludur.

Türkiye’nin bulunduğu enlemler gereği, ılıman iklimin kışları ılık ve kısa geçen tipi egemendir. Türkiye’nin iklimi başta denizellik-karasallık, yükselti, yeryüzü şekilleri, enlem vb. tüm iklim etmenlerinin etkisi ile oldukça çeşitlilik gösterir. Türkiye, dar alanlarda ve kısa aralıklarla önemli iklim değişiklikleri görülen bir ülkedir. Bu durum Türkiye’de çok çeşitli tarımsal üretimin yapılmasını sağlamakta ve ekonomimizi olumlu yönde etkilemektedir.

Gerçekten tarım ve hayvancılık, çeşitli planlamalar, ulaştırma ve yerleşme, sulama ve ekonomisi ile ilgili işler, yerle ilgili olduklarından, yere sürekli etki yapan iklim şartları ile bu işler arasında yakın ve devamlı bağlantılar vardır.

Bir yerin iklimini belirtebilmek için, o yerde geçen, bütün atmosfer olaylarının (sıcaklık, yağış, rüzgarlar…) o yere (kıyı boyu, kara içi, dağlık yer, ova, yüksek yer, alçak yer…) uymuş bir bileşimini vermek gerekir. Bir yerde iklim, o yerdeki atmosfer olaylarının ortalama değerleridir. Bunun için, böyle bir yerin iklimini iyice belirtebilmek, o yerde mümkün olduğu kadar uzunca süre yapılmış rasatların elde bulunması gerekir. İklim bir yerde uzun bir süre büyük değişiklik göstermeyen hava şartları topluluğudur. Başlı başına bir konu olan iklim, klimatoloji adlı geniş bir bilim kolunun konusu olmuştur.

İklim, uzun süreler içinde değişikliğe de uğramıştır. Uzun süreli gözlemler ve bilgiler göstermiştir ki, bir yerin iklimi hep bir değerde kalmamakta,  devir devir sıcaklaşmaya veya soğumaya gitmiş bulunmakta, daha yağışlı veya daha kurak zamanlar olmuş bulunduğu anlaşılmaktadır. Dönemler halinde, iklim değişmeleri olduğu da sanılmaktadır. Bunun çeşitli nedenleri vardır. Güneşten dünyaya ulaşan enerjideki değişiklikler yüzünden, havanın bileşimindeki değişiklikler nedeniyle, yeryüzünün fiziki karakterinde olan değişiklikler bunlardandır.

Bir gök cismi olarak yer yuvarlağının iklimleri, astronomik esaslara göre belirtildiği zaman, kutup dairelerine (660 33’), dönencelere (230 27’), göre ve ekvator göz önüne alınarak, düzenli şekilde uzanan 5 kuşak olarak belirir:

Ekvatorun her iki yanında dönenceler arasında uzanan geniş bir sıcak kuşak. Burası Ekvatoral iklimlerin toplandığı sıcak iklim bölgeleridir.
her iki yarımkürede, dönenceler ile kutup daireleri arasında, iki iklim kuşağı daha uzanır. burası ılıman kuşaktır. Buradaki iklimlere ılıman iklimler adı verilir. Bu kuşaklar orta enlemlere rastlar. Her birinin içine 47 enlem girer. Buralarda çoğunca, az veya çok belirgin bir kış mevsimi, yaz mevsimi ve genel olarak diğer mevsimler (ilkbahar, güz) vardır. Özellikle kışın karışık atmosfer olaylarının çok yer tuttuğu iklim kuşaklarıdır. İşte Türkiye, bu iklim kuşağının, kuzey yarım küredeki bir bölümündedir ve yaklaşık olarak ortalarına (36-42 enlemleri arası) rastlar.
Her yarımkürede, bunların ötesinde de iki soğuk kuşak uzanır.  buraları kutup iklimleri bölgeleridir. Ancak dünyanın türlü bölgelerinde hava olaylarının farklı ve değişik durumlar göstermesi, karaların ve denizlerin dağılış şekilleri, dağların ve ovaların bulunuşu, bunların yükseklik değerleri, güneşe dönük olma durumları, sıcak veya soğuk deniz akıntıları, bitki örtüsü gibi başka etkenlerle, bu düzenli uzanış ve sıralanışta bozulmalar, değişiklikler belirmiştir. Böylece, bu coğrafi şartlar nedeniyle aynı enlemlerde bile kıtaların doğusunda, batısında, iç taraflarında birbirinden çok farklı iklim bölgeleri belirmiştir. Bütün bunların yanında denilebilir ki, bu yerel şartların etkisi ile “her yerin kendine göre bir iklimi” bulunmaktadır. Türkiye, bu bakımdan pek çok iklim çeşitleri ile doludur. Ancak, birbirlerine çok benzeyenleri bir arada göz önüne alınarak iklim bölgeleri kavramı doğmuştur. Bir iklim bölgesinin özelliğini belirtebilmek ve yanındakilerden olan farkını ortaya koymak için “iklim unsurları”nın gerektiği yerde, gerektiği nispette, zaman ve mekana göre değişme durumlarını gösterecek şekilde bir iklim bölgesi bileşimi içine katıştırılmasına çalışılır. Bunda o yerin özelliği ne kadar iyi belirtilebilirse, bu ölçüler o derece faydalı olur. Birbiri yanındaki iklim bölgeleri arasında olan farklar, her zaman tam kesin olmayabilir. Türlü derecelerden birinden ötekine geçiş halleri de bulunabilir. Bunlarla birlikte, geniş veya dar bir yerin iklim özelliği, yine de belirtilmiş olur.
Sıcaklık unsurunda yıllık, aylık değerler ve bunlarda yıl içindeki aykırılıklar (anomaliler), ortalama uçlar, don olayı ve şiddeti ile süresi, toprak sıcaklığı, yükseldikçe sıcaklığın değişmesi ve bunda mevsimlere ve bakılacak şartlarına göre durumu, bölgenin karasal oluş durumu gözden geçirilir.
Yağış yıl içindeki rispi nemlilik, bulutluluk, sis durumu, yıllık yağış miktarı, aylık yağış miktarı, yağış sıklığı ve şiddeti ile mevsimlere göre durumu, yağış tarzı ve özellikle sağanak yağmurları, yağış süresi, kar yağışları, kar örtüsü ve toprak üstünde durma süresi, dolulu günler, buharlaşma, kuraklık ve nemlilik ile bunların yıl içindeki durumu ele alınacak noktalardır.
Basınç ile rüzgarlardır. Bunda da basıncın yıl içindeki ve aylık değeri ile değişiklikleri, gün içindeki basınç değişikliği, nemlilik, sıcaklık, rüzgar doğrultuları ve yağış arasındaki ilişki, bir yerdeki durgun süreler, yağmurlu süreler, hakim rüzgar doğrultusu, mevsimlere göre rüzgar doğrultularının değişmesi, rüzgar hızı ve fırtınalar, yerel rüzgarlar ve özellikle meltemler, bölgeye uzak ve genel atmosfer dolaşımının etkileri göz önüne alınır.
Bu iklim unsurları göz önüne alınarak Türkiye’de 3 ana iklim bölgesi bulunduğu belirtilir: Akdeniz-Ege bölgesi iklimi, Karadeniz bölgesi iklimi, İç bölgeler iklimi. Bu son derece sade iklim bölümlemesi içinde, çeşitli şartlar altında Türkiye’de farklı iklim bölgelerinin belirtilmesi gerekmiştir:

Kıyı boyu bölgelerinin türlü kesimlerinde de az veya çok farklı iklim özellikleri vardır.
Kıyı bölgelerinin hemen gerisindeki bölgelerde, yer yer iklim farkları bulunmaktadır.
İç bölgelerin türlü kesimlerinde, türlü bakımlardan iklim farkları vardır.
Yerine göre, bu iklim bölgeleri, çok çeşitli büyüklükte bir yayılış gösterirler.
Bütün bu bölgelerin iklim özellikleri o bölgelerin tarımı, ekonomisi, yerleşme durumları, bitki örtüsü bakımından büyük önem taşırlar. Şimdi bu iklim bölgelerini ana çizgileriyle kısaca belirtelim.

1. KARADENİZ İKLİMİ:

Her mevsimi yağışlıdır.
Buradaki bol yağışları gezici minimumlar getirir, yüksek dağ yamaçları bu yağışların daha bol yağmasına imkan verir.
Depresyonik ve orografik yağışlar hakimdir.
Kıyı bölgesinde batıya bakan yamaçlar, doğuya bakan yamaçlardan daha çok yağış alır.
Sıcaklık şartları deniz iklimi özelliğindedir.
Ara sıra, don olayları olur, sis belirir, kar yağar. Bu kıyı boyu bölgesinin hemen güneyinde uzanan ve içerisine bolu, Kastamonu, Çorum, Merzifon, Amasya, Tokat, Şebinkarahisar taraflarını alan yerleri “Karadeniz İç Bölgesi” olarak vasıflandırmak yerinde olur. Kıyı boyundaki nispeten dar, tam deniz iklimli bölge ile onun hemen gerisindeki iç taraflar, Karadeniz bölgesi olarak, yağış ve sıcaklık bakımlarından birbirinden farklı bölümler gösterir. Kıyı boyunda farklı üç bölüm ayırt edilebilir: Doğu, Orta, Batı Karadeniz iklimi.

Doğu Karadeniz İklim. Bu kesimde çok fazla yağış vardır. Kıyı boyundaki birçok yerlerde yılda 2 metre kadar. Hemen gerideki dağlarda daha da çok. Yaz sıcakları oldukça fazladır. Kışlar ılımlı geçer.
Orta Karadeniz İklimi: Yağış, bu kıyı boyu ölçüsüne göre orta derecededir ve 70-80 cm. kadardır.
Batı Karadeniz İklimi: Doğu Karadeniz iklimine göre daha az yağışlı (100-120 cm.) sıcaklık, Karadeniz boyunun öteki kesimlerine göre gerek yazın ve gerekse kışın daha azdır.
Karadeniz Ardı Bölgesi: Karadeniz iklim bölgesinin bu kıyı boyunun üç çeşidinin hemen güneyinde, İç Anadolu iklim bölgesine doğru bir geçiş alanı başlar. Burada, batıdan doğuya doğru gidildikçe ve Karadeniz’in etkilerinden uzaklaşıldıkça farklı iklim yöreleri belirmiş bulunmakla beraber, “Karadeniz kıyı boyu” ile “İç bölgeler” iklimleri arasında bir geçiş iklimleri şeridi özelliği gösterir: Yağış maksimumu ilkbahar sonralarına kaymış, yaz ortalarında kurakça bir süre belirmiştir.
2. AKDENİZ İKLİMİ:

Yıllık yağış yüksek ise de (yerine göre 80-120 cm), şiddetli ve uzun yaz kurakları vardır. Sıcaklık şartlarına ve yaz kuraklıklarına göre birbirinden farklı üç ana tip ayırt etmek mümkündür: Asıl Akdeniz iklimi, Akdeniz yakını dağ iklimi ve Marmara iklimi.

1. Asıl Akdeniz İklimi: Yüksek yaz sıcakları hüküm sürer. Bu sıcakların fazla oluşunun nedenlerinden biri, kıyı bölgesini çok yerde kuzeyden dağlarla çevrili olması ve bu sebeple kuzey rüzgarlarını yeterince alamamasıdır. Kış mevsimi Ege’den daha ılık geçer. Çok buharlaşma olur. Hava çok zaman açıktır. Kar yağışı ve don olayı nadirdir. Uzun bir yaz kuraklığı vardır. Kış, geç başlar ve ılımlı geçer. Yağış mevsimi kıştır. Bol yağmurlar güz ortalarında başlar, ilkbahara kadar sürer. Bu iklimin alanı, Akdeniz boyunda olup çok yerde dar bir kıyı şerididir. Bazı yerlerinde yer şekillerine bağlı olarak genişler ve gerilere sokulur. Dar olduğu yerlerin sebebi hemen kıyı yakınında yüksek dağların başlamıştır. Bu iklimin bir bölümünden başka bir şey olmayan ve ona çok benzeyen Ege bölgesinde ise, hemen hemen bütün “kıyı Ege” adı ile anılan bölgenin içerilere sokulmuş geniş ve pek uzun ovalar bölümünü içine alır.



2. Akdeniz Yakını Dağ İklimi: Güney Anadolu kıyıları boyunca uzanan ve yüksekliği kıyıdan itibaren yaklaşık olarak, 800 m.ye yükselebilen ve bölündüğü yeryüzü şekillerine göre yer yer daralıp genişleyen kıyı boyunun yazları sıcak, kışları ılımlı asıl Akdeniz iklim bölgesinin kemen gerisinde dik yamaçlı yüksek dağlar uzanır (yerine göre 2000 – 3000 m. ve daha yüksek). Bu dağlar İç Anadolu’nun 1000 – 1200 m. yüksekliğindeki düzlüklerine doğru da çoğunca, dik yamaçlarla iner. İşte, bu iki çukur yer (Akdeniz kıyı boyu alçak bölgesi, iç Anadolu düzlükleri alanı) arasındaki yüksek dağlık yerler, buralardan farklı iklim özellikleri gösterirler. Bu dağlar, birçok yerlerinde Akdeniz’e dönük olduğundan, aynı etkiler altında bulunur ve kışın bol yağış alırlar. Ancak bu yağışlar, daha ziyade, kar halinde olur. Kalın kar örtüleri, yılın çok zamanında yerde kaldığı gibi, yazın da eritilememiş olanları benek benek toprağı örter. Bu dağlar, Doğu Karadeniz Bölgesi dışında, memleketi­mizin en bol yağışlı yarleridir. Yazın ise, fazla olmamakla beraber, kıyı boyunun uzun ve şiddetli buharlaşmalarının da olduğu sıcakları yerine, yine de az bile olsa, yağış olduğu görülür. Bu dağlık yerlerde, yüksekliğin verdiği bir özellikle, bunaltıcı yaz sıcakları ve bu mevsimin kuraklığı hafiflemiştir.. Bunun için bu dağlar, kıyı boyunda oturanların yazın çok aradığı serin ve nemlice, ormanlık yaylalar (Namrun yaylası…) alanıdır. Burada, yükseklik oranına göre, kışlar da sert olmuştur. Yine burada kıyı boyunun.makileri ve buralara uymuş kültür bitkileri yerine, çam ormanları ve yüksek çayırlar yer tutmuştur. Bu yüksek bölge, kurak İç Anadolu’dan tamamen farklıdır. İşte, Akdeniz boyunca uzanan, yer yer Ege Bölgesinde de görülen ve Akdeniz’in etkilerini alan, fakat yüksekliği nedeniyle türlü yönlerden kıyı boyu ve alçak yerlerine iklimlerinden önemli farklar gösteren bu dağlık alan iklimine Akdeniz yakını dağ iklimi denilmiştir.

3. Marmara İklimi: Çok yönleriyle, Akdeniz iklimi karakterini, bazı özellikleriyle de Karadeniz iklim özelliğini gösterir. Nispeten sık değişen, hava durumları vardır. Burada normal kar yağışları olur. Don olayı asıl Akdeniz iklimine göre daha sıktır. Yaz kuraklığı burada da varsa da nispeten hafiftir. Bu yönüyle her mevsimi yağışlı Karadeniz iklimini andırır. Sıcaklık daha az olduğundan, buharlaşma da, asıl Akdeniz iklimine göre, çok şiddetli değildir. Hava sık sık kapalı olur ve nispî nemlilik çokçadır. Çok sis belirir.

III. İÇ BÖLGE İKLİMLERİ:

Esas özellikleri yarı kurak olmalarıdır. Yağış rejimi, Akdeniz’inkini andırırsa da, bol yağışlar ilkbahardadır. Çok yerinde Mayıs en bol yağışlı aydır. Yıllık yağış miktarı Akdeniz ikliminden çok daha azdır. Sıcaklık bakımından olan özelliklerine ve yaz kuraklıklarına göre, birbirinden türlü derecelerden farklı  4 iklim tipini görmek mümkündür: Asıl İç Anadolu iklimi, İç Batı Anadolu iklimi, Göller Bölgesi iklimi ve Güneydoğu Anadolu iklimi.

1 – Asıl İç Anadolu İklimi: Burası bir bozkır iklimidir. Yazlar sıcak, kışlar soğuktur. Yaz aylarında, kısa süreler içinde de olsa yağış olur. Temmuz ve Ağustos kurak aylardır. Bu iklim en belirgin özelliğini Tuz gölü ve çevresinde bulur. Buradan kenarlara doğru uzaklaşıldıkça, İç Anadolu kurak iklim özelliği hafifler.

2 -İç Batı Anadolu iklimi: Burası, yaklaşık olarak Uşak taraflarından Kütahya ve Afyon’a kadar uzanır. Dağlık – tepelik ve yüksekliği çok yerde 800 -1000 m. olan yarı iç bölgedir. Çok yeri Ege ve Marmara denizlerinden 100 – 200 km. uzakta olup, ara yerde yüksekçe dağlar da vardır. Burada yağışlar, asıl Ege Bölgesine göre daha azdır : Yıllık yağış Afyon’da 444 mm., İzmir’de 705 mm., donlu günler sayısı yılda Afyon ve Kütahya’da 95 gün, İzmir’de 8 gün, Marmara Bölgesi karma ikliminden de farklıdır. Yıllık yağış Marmara Bölgesinin çok yerinde buradan fazladır: Marmara’da 600-650 mm., bu iç bölgede 450-550 mm. Marmara Bölgesinde donlu günler sayısı da bu iç bölgenin dörtte biri kadardır. Batı Anadolu’nun bu iç bölgesinin özellikle doğu tarafları ve yüksek düzlükleri İç Anadolu iklimine yakınlık gösterir: İç Anadolu’nun çok yerinin aldığı yıllık yağış tutarı 300-400 mm., İç Batı Anadolu’nunki çok yerinde 460-550 mm.’dir. Donlu günler İç Anadolu’nun çok yerinde yılda 100-125 gün iken, burada 90-95 gün, Kıyı Ege bölgesinde sadece 5-10 gündür. Burada iç bölgelere özelliğini veren sıcaklık oynamaları ve genel olarak karasal olma durumu vardır..

3 – Göller Bölgesi İklimi: Burası, Antalya kıyı bölgesinin kuzeyine düşen bir iç bölgedir. Burada dağ sıraları arasına ovalar ve göl çanakları girmiştir. Bunların çok yerde yüksekliği 950-1100 m.’dir. Buna göre, buradaki çukurluklar bile Antalya kıyı bölgesinden 600-700 m. yüksektir. Bu düzlükler ve göller arasında ise yükseklikleri 1500-2000 m. den çok dağlar uzanır. İçerisine büyük gölleri ve daha uzak çevrelerini alan Göller Bölgesi iklim bakımından hem yanındaki İç Batı Anadolu iklimini andırır, hem de Akdeniz ikliminin etkisi altında bulunur. Burada da Akdeniz kıyı bölgesinde­ki gibi kış yağışları çok yer tutar. Hem de İç Anadolu ikliminin bazı özelliklerini gösterir: İlkbahar yağışları da, hemen hemen kış yağışları değerine yakındır. Yaz kuraklığı ise, Akdeniz iklimine göre biraz daha hafiftir. Göller bölgesi iklimi bunların bir karışımı ve İç Anadolu’ya bir geçiş alanıdır. Ayrıca burada donlu günler sayısı, İç Anadolu’dakilere bir dereceye kadar yakın olduğu halde, Akdeniz kıyı bölgelerinden son derece fazladır. Bir karasal oluş özelliği ile ilgili bulunarak, Göller Bölgesinde, hemen 100 -120 km. güneyindeki kıyı bölümüne (Antalya çevresine göre) sıcaklık oynamaları daha çoktur.

4 – Güneydoğu Anadolu İklimi: Burada yazlar çok sıcak (30 – 35°), kışlar İç Anadolu’ya göre daha az soğuktur. Yıl içinde, bölgenin önemli bir kısmı Akdeniz’in nemli hava kütlelerinin etkisi altında kalır. Böylece Akdeniz etkileri buraya sokulmuş bulunur. Yaz kurakları belirgin ve süresi uzundur. Güneyindeki memleketimiz dışı çöl ikliminin etkisi altında kalmıştır. Şiddetli buharlaşmalarla çok su kaybı olur. Hava çok vakit açık olup nemlilik azdır. Yıllık yağış miktarı İç Anadolu’ya göre çoktur (450 – 700 mm.). Fakat sıcaklığın burada daha yüksek olması ve bundan da şiddetli buharlaşmaların doğması nedeniyle bu miktarına rağmen İç Anadolu’dan daha kurak bulu maktadır.

IV — DOĞU ANADOLU İKLİMLERİ:

Doğu Anadolu denizlerden uzak, deniz etkilerine karşı yüksek dağlarla çok yerinde kapalı bir bölge olduğundan, çok karasal iklim özellikleri gösterir. Burada sıcaklık oynamaları çok ve şiddetlidir. Kars yaylalarında kış ile yaz aylık ortalamaları arasındaki sıcaklık oynaması 25 – 30° dir. Bölge; karlı (karla örtülü gün sayısı yaylalarda 100 -120 gün), donlu günler fazla (bu yaylalarda 150 -180 gün), çok soğuk (kış aylarında -10° ve daha soğuk günler sayısı çok, sıcaklığın çok düşmesi halinde -20° den aşağı düşensıcaklıklar fazla, bazı yıllarda -40° ve daha aşağı ve kışlar pek uzundur (yılın yarısı veya bazı yerlerde 7 – 8 ay kış).

Doğu Anadolu çok geniştir ve  içinde birbirinden farklı çeşitli bölümler ve bunların ayrı iklimleri vardır. Öyle ki, bahçe ziraatının yapılabilmesi için gerekli doğal şartların  bulunmadığı yerlerle(Erzurum – Kars yaylaları gibi), bahçeciliği Ege Bölgesini andıracak kadar çeşitlilik ve zenginlik gösteren bölümleri (Elazığ, Malatya çevreleri…), Çukurova pamuk tarlalarını hatırlatacak yerleri (Iğdır, Elazığ…) bulunan pek geniş bir bölgedir. Böyle bir bölgedeki türlü uzanışlı yüksek dağlarla bunlar arasındaki geniş ovaların ve havzaların bulunuşu, bölgedeki doğal farklılıkları doğurmuştur. Bu çok geniş ve çeşitlilik gösteren bölgede, türlü derecelerden, birbirine göre farklılıklar gösteren şu 4 bölüm ayırt edilebilir:

1- Erzurum – Kars Yayla İklimi: Kuzeyde yüksek düzlüklerin çok yer tuttuğu (1800 – 2000 m.) Erzurum – Kars yaylaları. Özelliği şu : Soğuk, sert ve uzun kışlar, don olayı çok ve uzun, karlı, yazları serin. Çok vakit taze otluk ve çayırlıkları çok. Bu arada, Yukarı Murat dağlık – üzlük alanları da vardır. Yıllık yağış oldukça yeter derecede (500 – 550 mm.). Karaköse’nin güneyinde­ki çukur alanlarda yağış daha az (350 – 450 mm.). Kışın yeterince kar yağışlı ve donlu günler sayısı çok (160). Sıcaklığın -40° den aşağı düştüğü zamanlar vardır. Asıl yağmurlu mevsim ilkbahar ayları. Yaz ve güz aylarında da yağış var. Bu çevrede bir Çukurova olarak Iğdır ovası pek az yağışlı.

2 – Van Bölgesi İklimi: Bu bölgenin göl ve yakın çevresini içine alan çukur bölümlerinde yağış az (350 – 450 mm.). Gölü çevreleyen yüksek dağlarda ise bu miktar daha fazla. Bu çevre, Erzurum – Kars yaylalarına göre daha ılımlı olup, kışlar daha kısadır. Her ay yağış varsa da, Temmuz, Ağustos ve Eylül’de kurakça bir süre bulunmaktadır. Sıcaklık oynamalarının çokça olduğu bu karasal iklimde yıl içinde donlu geçen günler de çoktur (133 gün).

3 – Yukarı Fırat – Orta ve Aşağı Murat Bölümü İklimi: Yüksekliği 1000 -1200 m. olan ovaların ve 1500 – 2000 m. lik dağların bulunduğu bu bölge, Erzurum Kars bölgesine göre daha sıcak, Güneydoğu Anadolu’ya göre daha serindir. Bu ikisi arasında bir geçiş özelliği gösterir. Kışlar kısa sürer, fakat sert geçer. Yazlar ise kurak ve sıcaktır. Kışın yağış çoğunca kar şeklindedir; Çok vakit kar yağdıktan kısa bir süre sonra erimeye başlar. Kış ve ilkbahar kapalı, yağmurlu ve sislidir. Yıllık yağış miktarı 400 – 450 mm.

4 – Hakkâri Dağlık Bölgesi İklimi: Yüksek dağlık bir bölgedir. Bol yağış alır: Çok yerde 800 -1200 mm., yüksek yerlerde daha da fazla. Bu yağış çoğunca kar şeklinde olur. Yağışlar en çok güz ortalarından kış sonuna kadar yağar. Temmuz, Ağustos, Eylül kuraktır. Yaz mevsimi ve Eylül sıcak geçer. Ancak dağlık yerler ve yaylalar serindir. Bu bölge dağlarında Türkiye’nin en büyük buzulları ve geniş yerler tutan kalıcı kar alanları vardır.